Home Blog

Yıl 2193

23
Yıl 2193
Yıl 2193 - Ruhsal Gelişim

Yıl 2193 Erkek nüfusu giderek azalıyor.. Her şey sıradan devam ediyor ama konu bir hastalık, virüs ya da kıyım değil.. Yeni doğan tüm çocuklar Kız! Ortalama ömürleri dolduktan sonra vefat eden erkek ve kadınlar, dışında hayat rutin şekilde devam ediyor.. Lakin, yeni doğan erkek çocuğu diye bir şey yok..

Konuyu araştıran bilim kadınları, ülkeyi yönetenler gene kadınlar, evlerini geçindirenler yine kadın.. Erkeklerin nesli tükeniyor.. 2019 tarihinde başlayan ve başlarda oldukça doğal görünen bu olay.. Bir cinsiyeti ortadan kaldıracak gibi..

Bazı sosyologlar buna neden olan şeyi, toplum bilincinde görülen mutasyonun etkisi olarak yorumluyor.. Bazılarının ise cinsel yaşam aktivitesinin tümden değişimi üzerine gittiği söylenmekte.. Lakin, durum vahim görünüyor..

-Yıl 2193-

Kadınların hayatta kalmak için büyük savaşlar verdiği 2021 yılı çoktan geride kalmış! Ve bugün o mücadele ettikleri erkekleri canla başla kurtarmaya çalışıyorlar.. Ve hiç biri hasta değil, virüs yok yada kimse onlara kıymıyor.. Sadece hiç erkek çocuğu doğmuyor..

Filozoflar kadınların çektiği çilelerden dolayı bir tür değişime uğradıkları yönünde fikir beyan ediyorlar.. Genetik olarak erkek nüfusundan sağ kalan bazı özel damızlıklar seçmeye başlamışlar.. Ve ne kadar deneselerde, hep kız çocukları oluyor..

Gerçi bir durum aslında hiç değişmiyor.. Hayatta kalan, mücadele eden ve yaşam vermeye çalışan, yine kadınlar oluyor.. Neyse, meselemiz bu değil.. Mesele daha büyük, insanlık cinsiyetsiz olmayı öğrenmek için bir cinsiyeti kaybetme noktasına kadar gelmiş.. Sanırım, Tanrı da aynı fikirde ve bunu anlatmak bu yüzden hiçte kolay değil! Ama size birşeyleri anlatmam gerek..

2193 yılında işler değişiyor.. Doğum yapamayan kadınlar değil.. Gelişmeyen kadınlar değil.. Nesli tükenen kadınlar değil.. Kaybolan çocuklarda değil mesele.. Su tükenmemiş ya da rahimler.. Bilinçli tüketiciler, cinsiyetlerini seçiyorlar hepsi bu.. Varlığın derisi soyulmaya başlamış, yeni bir cinsiyet yok, dizlerinin üzerinde duran hiç kimse yok, hiç ama hiç kimseye tecavüz edilmiyor.. Evlenmeye gerek kalmamış, aileler sevgi dolu, kalan tüm o erkekler çiçek gibi, bunu anlıyor musunuz?

Çünkü; Burası çok önemli! Sadece erkek cocuğu doğmuyor!

Küçük ama önemli not: Sevgili ve çok değerli okur! Yazılarımı beğeniyor ve takip ediyorsan. Senden bir ricam var! Lütfen okumalardan hemen sonra en az bir kez reklamlara dokun. Toplanan gelir hayvan dostlarıma gidecek. Çok teşekkürler.

Mutlu Ereriş
Ruhsal Gelişim

Melez Adamın Notları

18
Melez Adamın Notları
Melez Adamın Notları - Edebiyat

-Melez Adamın Notları-

Sıradan akşamlarda mesaiye kalma, kesin misafirin gelir! Uzun gecelerde yatıya kalmadığında, kesin, uykun gelir! Kendini tanımak için not almayı bıraktığında bazen ilham gelir. Kopya cinayetler işlemeyi öğrendiğinde, suçlu ayağına gelir. Özgür olmayı başardığında, yanına kölen gelir. Sen bir köleyken, öyle özgürleşenler gibi. Kontrol etmeyi bıraktığında, kurdeşenler gibi dökmeye başlarsın içindekileri. Huzur bulduğunda çiçekler açmaz, sen huzur bul diye açar çiçekler. Kafiyeyi bulduğunda, benim yüzümde açan gibi.

Kafayı bulduğun zamanlarda, kesin aklına bir şey gelir! Üzgün gecelerde, bir demli çay gelir, bazen de gider. Kendini tanımak için not almayı bıraktığında biraz ilham gelir. Seri cinayetler işlediğinde, masumlar, ele gelir. Masum olmayı başardığında, yerine yeni cinayetler gelir. Hep masumken öyle, suçlu duranlar gibi. Kendini serbest bıraktığında, bulutlar gibi dökmeye başlarsın içindekini. Gönlünü bulduğunda çiçekler açmaz, sen gönlü ol diye açar çiçekler. Haini bulduğumda, benim gönlümde açan gibi.

Sabahattin sokak, numara 11’deyim bu akşam. Günlerden perşembe! Soğuk demirlerin kucağına oturuyorum. Aşağısı çok güzel görünüyor! Ayaklarımın ucunda parlayan yıldızlar var, gözleriminde ucundalar, sözlerimin de, senin de ucundalar, yıldızlar! Kamuran sokağa doğru, yolumu kesiyor birileri. Işıklı kemer patikasının üstünden gidersem, benim için daha iyi olurmuş. Nalan’a söyleyin dyorum, sokakları, caddeyi, ayak numaranızı. Kadın o diyorum, Kadın! Parça parça, müzikler duyuyorum, hepsinin bir parçası oluyorum. Kafam çok güzel bu tür zamanlarda, aklıma kesin bir şey gelir! Üzgün gecelerde, bir demli çay gelir, bazen de gider! Kendini tanımak için not almayı bıraktığında belki ilham gelir.

-Melez Adamın Notları-

Bunlar, pis moruğun notları değil! Melez adamın notları! Beyaz adamın da dediği gibi, kahrolsun faşizm! Bunu da söylettiniz ya sonunda, hadi yine iyisiniz! Kahrolsun faşistler! Siyasi içerikli varlığım, ırkçılıktan öteye geçseydi. Bugün beyazların köle olduğu özgürlükler yaşanmazdı! Twitter için cümle arıyordum, az öne buldum. İyi mi? Neyse, ben çok özlüyorum onu özlemeyi araya virgül de koymuyorum! Pergel gibi bacakları vardı, ulan! Perde perde ayakları! Üç katlı göbeği! Sırıkla atlardım üstüne, yüksekten atlardım. Soğuk demirlere otururdum. Aşağısı çok güzel görünürdü. Ayaklarımın ucunda parlayan yıldızlar var, gözlerimin de ucundalar, sözlerimin de, senin de ucundalar, yıldızlar! 

Kuşlar, uçarlar!
Niye biliyor musun?
Çünkü; görecekleri çok fazla şey vardır.
Ömürleri, bu yüzden kısadır!

Küçük ama önemli not: Sevgili ve çok değerli okur! Yazılarımı beğeniyor ve takip ediyorsan. Senden bir ricam var! Lütfen okumalardan hemen sonra en az bir kez reklamlara dokun. Toplanan gelir hayvan dostlarıma gidecek. Çok teşekkürler.

Mutlu Ereriş
Edebiyat

Hafif Yağmur Çiseliyordu

30
Hafif Yağmur Çiseliyordu
Hafif Yağmur Çiseliyordu - Edebiyat

Gece, hafif yağmur çiseliyordu.

Geniş kaldırımda yavaşça yürürken, defalarca boyanmış ayakkabılarım, nemli nemli parlıyor ve siyah çizgili pantolonum, gölgemin üzerine tatlı bir akışla süzülüyordu.

Uzun kabanımın yakalarını kaldırmış, kaldırımın hız kesmeyen şeritlerini takip ediyordum. Ütülü pantolonum kırışmasın diye, dikkatle attığım o adımlar. Siyah, keskin ve sivri burunlu ayakkabılarıma takılıyordu.

İçi geçmiş bir adamın kollarını arkasında bağlayıp kendini sokaklara attığı şık bir sonbahar akşamında “Öldüğün gün istediğin kadar izin kullanabilirsin!” dedim kendi kendime. “Tıpkı defalarca boyanmış bir ayakkabı gibi kaldırımın hız kesmeyen şeritlerinde dolaşıp, ölmek istiyordum!”

Düşüncelerim beni tatmin etmediğinde, eminim bu size de olmuştur. “Küçük bir delik, koca gemiyi batırır!” derdim. O gece tren raylarının arasından geçerek evime gitmeye işte bu yüzden karar vermiştim. Evime giden yolun, önce rayları takip etmek, sonra da raydan çıkmak olduğunu kesinlikle biliyordum. Saygı duyduğum tüm o alimlerde biliyordu. Hatta bir tanesi şey demişti. “Bizde yanlış olmaz, olmuşsa da yanlışlıkla olmuştur.”

-Hafif Yağmur Çiseliyordu-

Küçük bir lokomotifin buharı ensenizde tütüyorken, raydan çıkmak saçma olurdu öyle değil mi? Sigaramı dudaklarıma götürüp tek bir nefes almak için yağmurlu hava da ellerimi cebime sokmuş, deli gibi ateşimi arıyordum. Yalpalaya yalpalaya yürüyen bu yaşlı adamın, ciğerlerinde birikmiş dumanı yutarsam, belki boğulabilirdim.

Lakin, tüm bunları planlarken o şekilde ölmek asla intihar sayılmayacaktı!

O yüzden siren sesleri önce kızıl bir parça güneşi sırtıma fırlatıp, tüm sıcaklığıyla kanımı kaynattı. Sonra da kınından kurtulan demir yığını omurgamı ikiye ayırıp, damarlarımdaki kanı kalbim yerine rayların arasındaki çakıl taşlarına boşalttı.

Tıpkı her gün yediğim öğle yemeğinde gibiydim. İskelenin ucuna oturmuş, ayaklarımı suya uzatmış, yanlışlıkla suya düşüyordum. Ölsem, umurlarında olmayacak adamlar bana uzatacak ip ararken, o hayat dolu genç suya atlayıp beni kurtarıyordu.

İşte bu yüzden bu yağmurlu sonbahar akşamında resmen intihar ettim. “Öldüğün gün istediğin kadar izin kullanabilirsin!” dedim kendi kendime.

“Yeterince ezik toplarsan, bir balinayı bile katledebilirsin!”

Küçük ama önemli not: Sevgili ve çok değerli okur! Yazılarımı beğeniyor ve takip ediyorsan. Senden bir ricam var! Lütfen okumalardan hemen sonra en az bir kez reklamlara dokun. Toplanan gelir hayvan dostlarıma gidecek. Çok teşekkürler.

Mutlu Ereriş
Edebiyat

Yeryüzünden Putlar

18
Yeryüzünden Putlar
Yeryüzünden Putlar - Edebiyat

-Yeryüzünden Putlar-

Ben aklı yerinde ama kafası karışık bir adamım, düzenli ama üzerinde fazla silgi kullanılmış, kırışık bir adam. Sizler de biliyor olmalısınız. 21 yy. filozofların sayısını her geçen gün arttırıyor. Ve mutlaka fark etmişsinizdir. Bilinçli insanların elleri kolları bağlı! Komik gerçi 18. yy’da kaleme alınmış eserlerin çoğunda anlatılır, yine de bugün yaşamadıkları için bu yazıyı 23. yy için kaleme almak istiyorum.

Bundan yıllar önce, ben daha küçük bir çocukken, babam anneme, henüz eziyet ediyorken yani. (Hiç aç kalmazdım – o zaman) Ütülü kıyafetler giyerdim. Harika zamanlardı, kıçımın üstünde, sırtımı yaslıyordum. Yine ellerim kollarım bağlı! Kadın hakları hakkında okuyor ve kendimce, direnişlerini destekliyordum. Akıl vermeler, kendine bunu yaptıramazsınlar gibi düşünsel fikirlerimi anneme durmadan heyecanla, bağırarak anlatıyordum. Başımı okşadığı için yapıyordum muhtemelen. Çünkü bilinçli insanlar duygusaldır! Annemde gülümsediği için doğru yoldayım sanmıştım. Neyse, hemen de 21 yy a geldik. Bok vardı çünkü, artık erkekler hakkında okuyor ve kendimizce direniyorduk. 

Düşünce şeklimden biraz bahsetmem gerekirse. Babam ve annem sürekli yanımda olduğu için babaanne diye bir figür var sanıyordum. Din eğitimimi ondan aldığım için, annemle babam olduğunu, önce hayalimde canlandırıp, sonra kağıda yazıyordum. O zamanlar çocuktuk işte, şimdi büyüdük, ulan tek başıma kaldım!

-Yeryüzünden Putlar-

Anladım ki, duygularım varmış, anladım ki ben, ne zaman doğru yolda olsam, beni kaderime yollarmış. Burası şiir gibi olsun istedim. O yüzden şimdi ağlıyorum. Bir cümleyle ifade etmek gerekirse, ben aklı yerinde ama kafası çok karışık bir adamım!

Ne oluyor biliyor musunuz? Sizin yazacaklarınızı, tee 18 yy da yazıyorlar. Bir de utanmadan, sen bugün okuyorsun! Hayır, onuda geçtim. İnsan o kadar geçmişe döner mi! Acıya bakar mısınız ya.

Duvar diye bir şey var. Hepiniz önünde dikilmişsinizdir. Kimisi arkasında! Duvarın tepesine tünemiş adam var. Duvarın dibine çömelmiş kadın. Çişi gelmiş insanlar var. Bir de duvar var. Arasından su sızmayan, çimen ve duvar.

Düşünce şeklimi anladıysanız eğer, düzenli ama üzerinde silgi kullanılmış, bu demek oluyor. Özlediğim şeyler var. 4 yaşında gördüğüm güneş, 18 yaşında, serap olduğunu fark etmem. Bugün ışığın gözlerimi alması, yarın kör olmam demek!

Kahverengi kazağımı, hiç kirlenmiyor diye yıkatmadım. Annem var ya annem, o kazağı hiç yıkamadı. Burası çok acıklı ya, o kazağı hala yıkamadım. Duvar gibiydi duvar. Hayatımda ki tüm kadınlara, o gözlen bakıyorum!

Garip olacak ama, bunları 18 yy da yazmışlar. Ben 23 yy da da okunsun istiyorum!

Küçük ama önemli not: Sevgili ve çok değerli okur! Yazıları beğeniyor ve takip ediyorsan. Senden bir ricam var. Lütfen okumalardan hemen sonra en az bir kez reklamlara dokun. Toplanan gelir hayvan dostlarıma gidecek. Çok teşekkürler.

Mutlu Ereriş
Edebiyat

Ketum

27
Ketum
Ketum - Yolluk

Ben Ketum, rüzgârı dinleyen biriydim sadece. Fransız yeşilliklerinde yaşayan çiftçilerin tepesindeymiş. Yağmur duası yapan kabileler gittiğinden beri, Tanrıya inanan hiç kimse kalmamış buralarda. Elektriği siz bulmuş olabilirsiniz ama onu ben yarattım diyor! Onu yaratana inandığı için her gün buralarda dolaşıyormuş. Şeker kamışlarını tatlandıran tozları taşıyormuş. Böceklerin yaşamlarına anlam katıyormuş. Uçurtmaların direnişini destekliyormuş! Bulutları dualarla buluşturuyormuş.

Tüyler ürperten bir eserden bahsediyor. Çalıların üzerinde kalan son yaprağı uğurlamaktan. Çıplak bıraktığı kocaman ağaçlardan emanet aldığı tohumları anlatıyor. Toprağın çamura dönüştüğü zamanı kovalıyor. Hava değilmiş o! Dünyanın en güzel bahçelerini suluyormuş, çirkin bahçeleri kurutuyormuş. Cennette ve hatta cehennemde atmosfer benim diyor!

-Ketum-

Sizlere, rüzgârdan bahsediyorum sadece. Kırlangıçları uçuran, bacaklarıma dolanan, kelebeklere yol gösteren, rüzgârdan. Diyor ki; Her şeye ve herkese bir kerecik olsun değebilmiş, kısa ömürlü olanlara bile. Bir tek benim için dua etmediler diyor. Siz dokunabilir miydiniz, bir canlının ölüsüne? Tüm o kokuya! Duyurabilir miydiniz, öldüğünü? Tek tesellim onu kaybetmemiş olmak diyor. Onu lütfen katledin diye, bağırabilir miydiniz?

Siz! Nefes alan bunca ciğeri doyurabilir misiniz?

Bilir misiniz rüzgârı? Dinleyin bak anlatıyorum! Yaz vakti balkonlarda uçuşan çamaşırlarınız, hani şu mandalla tutturduğunuz paçavralar var ya! Neden çiçek kokuyorlar? İnsan kokmuyor mu, sizce? Çamaşırlarınız bile yalnızlıktan beter, haberiniz olsun. Elli kilometrelik bir alanda yaşıyorsunuz ama hiç kimseyi tanımak istemiyorsunuz. Pencereni açar açmaz ordayım ben yahu! Neden anlamıyorsun, neden?

Göğsümde biriken bir ağırlık, hoşçakal kadar büyüyor. Suratıma bakıp durmasana, hadi pencereyi aç! Bak bakalım, rüzgâr ne getirecek. Çek şöyle ciğerlerine, kim ölmüş kim kalmış, Eylül sana ne anlatıyor.

Ben, rüzgârı dinleyen biriydim sadece. Kırmızı çiçeklerin tozlarına sadece üflüyordum. Sarı tohumları dizginleyip, illa yeşerecek olan dallara zerk ediyordum. Can verdiğim tüm o varlıklara, Allah’ın bir lütfu olduklarını söylüyordum. Buna inanan hiç kimse kalmadı artık buralarda. Terk etmeyi siz bulmuş olabilirsiniz ama onu asla ben yaratmadım. Bunu yaratanlara inanmadığım içinde her gün buralarda dolaşıyorum. Uçurtmaların direnişini destekleyip, çocukluğuma anlam katıyorum. Mavi mevsimleri yaratacak, turuncu sonbaharı şimdi kucaklıyorum.

Nefes verin!
Nefes!

Mutlu Ereriş
Yolluk

Benimle Gelmek İster misin?

30
Benimle Gelmek İster misin?
Benimle Gelmek İster misin? - Ruhsal Gelişim

Benimle gelmek ister misin? Bu soruyu hayatım boyunca sadece beş kişiye sordum. Olayın özü şuydu; Hayatımda tek olmak istediklerini söylemişlerdi. Sonuç, hiç kimse, hiçbiri gelmedi. Tüm dünya beni takip ederken, evren dileklerimi sorarken, onlar gelmediler. Bende dilemedim hiçbir şey! Sormaya devam edebilirim diye düşündüm.

İdealist bir insanın, gelecekte amaçladığına ulaştığını bir düşünsenize. Muhtemelen geçmişe dönüp kendisini yok ederdi. Çünkü; Bir idealiniz varsa, lanet bir döngü yarattınız demektir! Sizi yutan o boşluk, mutlaka başladığı yere geri dönecektir.

Örnek verelim. Diyelim ki siz bir kahraman olmak istiyorsunuz ve amacınız tüm insanlığı kurtarmak! Bir kahraman olmak için katilleri öldürürsünüz. Ne yaparsanız yapın bazı insanları kurtarmak için bazı insanları katledersiniz. Bu durumda bu tip bir ideali gerçekleştirmek için girdiğiniz döngüde haklı olabileceğiniz tek şey bir katilin yaşam amacını seçtiğidir. İdealinize sokayım!

-Benimle Gelmek İster misin?-

Eğer yukarıdaki formülü anladıysanız. Size çok daha önemli bir şey göstermek istiyorum.

Canı olan tüm o yaratıklar, kendi kuyruklarını kovalar. Ben yalnız kalmayı asla başaramadım. Bunun bu kadar vakit alacağını hiç tahmin etmemiştim. En önemli, en güçlü yıllarımı bazı birliktelikler için çöpe atmıştım. Sandım ki, onlarla birlikte olmak beni güçlendirecek. Sandım ki, bu zayıflıklara onlar destek olacak. Sonuç olarak evet, her aştığım zayıflığın sonucunda tek başıma kaldım. Bir nevi onları feda edecek gücü göstermekti mesele. Çünkü çok daha başka bir yol varmış benim önümde. Kendim olmakmış bu.

Bir kimliğimin olması, bir anlamı aramam, yoğun bir aydınlığın o kocaman karanlığı kabul etmesi gerekiyormuş!

Benimle gelmeyin! Artık soru sormaktan vazgeçiyorum. Olayın özü şu; hayatımda tek olmak istiyorum. Sonuç, hiç kimse, hiçbiri olmasa da. Tüm dünya beni takip ederken, evren dileklerimi sorarken, sadece bağımsızlık diliyorum. Özgür olmaktan başka hiçbir dileğim yok!

Size göstermek istediğim şey; sizinle teması olan her şeyin sizi oluşturduğudur. Gel de deseniz, gelme de deseniz onlar hep sizinle olacaklar. Kendiniz olmak böyle bir şeydir!

13.09.2019 tarihi otuz sekiz sene sonra ilk kez kendimi tek başıma bulduğum tarihtir. Her kim ki yanımda olmuş, benimle bir şeyler yaşamış, onlara milyonlarca kez minnettarım. Varlığınıza şükürler olsun!

Teşekkürler.

Mutlu Ereriş
Ruhsal Gelişim

Tanrının Ona İnanmamıza İhtiyacı Yok

11
Tanrının Ona İnanmamıza İhtiyacı Yok
Tanrının Ona İnanmamıza İhtiyacı Yok - Ruhsal Gelişim

İşte her şey böyle başladı. İşerken, tükürmek yasaktı. Tükürebilmek için yollar deniyordum. Önce her şeyi kabul ettim. Sonra onu yönetmeye başladım. Solucanlar gibi! Artık işerken tükürebiliyordum. Kimse bilmiyordu, bunu. Niye bu kadar takipçim vardı, biliyor musun? Çünkü onlar beni, bende onları takip ediyordum. “Özlem dolu birisi, onları özlüyordu yani.”

Böyle oluyor diyorum. Hiç kimse dinlemiyor. Sözleri başından beri tekrar edilen şeye nakarat deniyordu. Ben onları takip etmiyordum, biliyor musun? Onlar da beni takip etmiyor! Şiir yazmak, Şair olmak demekmiş. Şair olmadan, Şiir olmazmış. Yıldızların ışığı bize ölseler bile ulaşırmış. Alnımda bir sivilce var, ama ben hala patlamış mısır yiyorum! Sevgilim benim ya, beni nasılda seviyor!

Tanrının ona inanmamıza ihtiyacı yok, yaratıcı varlıklar kendilerine inanırlar! Elbisesi için askıya ihtiyacı olan yaratır. Sanat’a ihtiyacı olan yaratır. İçimizde gizlidir yaratmak! Çünkü Tanrı her şey oldu. Her seferinde dönüşmeyi başardı. Tüm katmanlarına ulaştı ve ulaşmaya devam ediyor.

-Tanrının Ona İnanmamıza İhtiyacı Yok-

Kim olduğunuzu bulmaya çalışıyorsunuz. Geçmişte yaşamış, ölüleri diriltmeye çalışıyorsunuz. Hayatı prensiplere dayandırıyorsunuz. Bilgiyi doğru ya da yanlış diye sınıflandırıyorsunuz. Buna yaratmaya gönlü yok denir. Denemeye cesaretiniz yok. Hatalarını kabul eden tüm o yaratıcılar, hatalarının bedelini ödedi. Bu yüzden her varlığın bir de düşmanı var. Bunu anlıyor musunuz? Yaratıklarınızı dengede tutmalısınız. Zıtlıklar yaratabilmelisiniz. İyi ve kötü gibi, savaşmaktan yılmayan yaratıklar yaratmalısınız. Onlara canınızdan bir parça vermelisiniz. Annem gibi!

İnsan kim olduğunu arar, Tanrı kim olacağını söyler, aradaki farkı anlayan tüm canlılar yaşadıklarına şükrederler! Zehir yaratan varsa, panzehir yaratan da vardır. Bu yüzden etrafınıza iyice bakın, bir kerecik dikkatle o koca gözlerinizi yaşama çevirin! Hepimizin bir savaşı ve düşmanı var. Zıtlıklar, yaratıcının hatalarını kabullendiğini ama asla hiçbir şeyi eksik bırakmadığını size kanıtlayacaktır. Bu yüzden Tanrının ona inanmanıza ihtiyacı yok, yaratıcı varlıklar kendilerine inanırlar!

Üç yüz elli metrelik bir uçurum yaratabilir misiniz? Sırf intihar etmek için! Hiç sanmıyorum. Çünkü tanrı bunu da düşündü. Her olasılığı tek tek hesaplamıştı. Çok büyük bir düzensizliği ona karşıt gelecek bir özenle ve kayalarla inşa etti. Oradan aşağıya atlarken bir kuşa dönüştü. Uçmayı öğrendi. Uçurumun dibinde bir su birikintisi bulunca, balık oldu. yüzmeyi öğrendi. Yuttuğu tozlar onu hasta ettiği için öksüre öksüre bulutları yarattı, aslında çok su yutmuştu. Yağmur oldular. Bunca şey yaşandıktan sonra gök kuşaklarını da yarattı. Kayaların üstünde ve toprakta yeşil otlar bitmeye başladı. Belki de yemek yediği tabağın içinde yaşıyorduk. Kim bilir! En sevdiği yiyecektik biz. O yüzden kendi yemeğimizi yapar olduk. Bunu tam olarak bilmiyorum. Ama yaşadığıma çok seviniyorum. Şükürler olsun!

Dediğim gibi, Tanrının ona inanmamıza ihtiyacı yok! Kendinize inanın, yeter.

Mutlu Ereriş
Ruhsal Gelişim

Heyecanlanmaya Başlamıştım

2
Heyecanlanmaya Başlamıştım
Heyecanlanmaya Başlamıştım - Erotik Hikayeler

-Heyecanlanmaya Başlamıştım-

O sabah trafik akışkan olsa da gün ışımaya yeni başladığından sanırım, kendimi sıkışmış hissediyordum. Ufuktaki pembenin utancı, koyu kızıl tonlara dönüşmeye başlarken, aracımla birlikte yoldan çıkmaya karar vermiştik. Telefonum aniden çalmaya başladı. Ve sesi oturma odamdaymış gibi içeri vererek, efendim diye seslendim.

  • Akşam Atmosferde yemek yemeğe ne dersin?
  • Şu, Flamingo dansçılarının çıktığı yer mi?
  • Aslında havası güzel olan şu yerden bahsediyorum.
    Kimin çıktığı önemli değil. Saat 19:00’da Murzim yıldızının altında ol!
  • Bu, romantik teklifin çorba içmek için mi yani?
  • Lanet kadın! Her zaman olduğu gibi yine çok çekicisin.
  • Evet, yine tüm romantizmi üzerime çekiyorum.

Bir telefonla, o can alıcı renkler, mavi gökyüzüne dönüşmüştü. Sapsarı, kocaman bir alev topu, zamanı hızlandırmaya başlıyordu. İyice sahanda yumurta gibi bir şeye benzemişti, gökyüzü. Neyse ben sarısını az pişmiş sevdiğim için, bu hayali gözlerimi kısarak patlattım.

  • Alo!
  • Efendim, Patron.
  • Neredesin kuzum?
  • Uzun çayır ile E5’in köşesinde kahvaltı yapıyorum, biraz trafik var.
  • Sana ihtiyacım var, bir müşterim sorun çıkarıyor.
  • Bacaklarını iyice açtığına emin misin?
  • Ahahaha, benim değil, müşterinin sorunu var.
  • 15 dakika sonra onu ararım.
  • Minnettarım!
-Heyecanlanmaya Başlamıştım-

Damarlarım bir, bilemedin iki milim genişliyordu. Kalbim yüz, bilemedin üç yüz kez attığı için, heyecanlanmaya başlamıştım. Nefesim üç, bilemedin beş kez kesilmişti. Fırtına beni alıp götüremezdi, saçlarımı savuruyordum. Karanlık çökmeye başladığında şu yıldızın altında, pembelikten eser kalmamıştı. Lacivert kıyafetim gece için oldukça hafiflemiş, neredeyse çıplak kalmıştım. Sol kolunu sırtımda hissediyordum. Bütün gün bunca hareketi yaptıktan sonra, tek yapabileceğim özgürce sevişmek ve gözlerimi kapatmaktı.

  • Sırtın çok pürüzsüz!
  • Atmosferde yemek, Ay üstünde seyahat, neyin var senin?
  • Hissettiklerimi söylüyorum.
  • Gözlerimin açılmasına sebep oluyorsun.
    Hem de hissettiklerinden bahsetmek için. Yerinde olsam gözlerimi kapatırdım.
  • Hislerimi köreltiyorsun. Pancar tarlasında çektiğim zulüm aklıma geliyor. Sürekli su isteyen nazlı bir bitkiden bahsediyoruz. Sürekli sulanmaktan balçık çukuruna dönmüş, yumuşacık bir toprak parçasından. Solucanların, böceklerin, zararlıların dadandığı, iri, tatlı bir pancarla ilgilenmek! Zor iştir, ama pancar yetiştirmek ve toplamak, çok şekerdir.
  • Lanet Çiftçi! Çok şapşalsın.
  • Evet, şimdi gözlerini kapatabilirsin!

Kalçalarımın etrafında dolanan, kızgın bir kasırga gibiydi. Avucunun içine sığmadığım için özür dilemek istiyordum!

Yalnızsanız seks yapmayın, eğer sıkılırsanız seks yapmayın, azgınsanız seks yapmayın, boşluğu doldurmak için seks yapmayın, onu daha fazla sevmek için seks yapmayın, emin değilseniz seks yapmayın, hala bakir iseniz seks yapmayın, bunları denediyseniz seks yapmayın! Sevilmek için seks yapmayın, sadece seks yapmayın. Hazır olana kadar bekleyin! Otuz olana kadar bekleyin. Evlenene kadar bekleyin. Yoksa başka bir şey denersiniz! Bir ömür boyu bekleyin. Bir sonsuzluk için bekleyin. 60 gün bekleyin veya 90 yaşına kadar yaşayın.

Mutlu Ereriş
Erotik Hikayeler

Sakatlar Cennete Giremez

11
Sakatlar Cennete Giremez
Sakatlar Cennete Giremez - Edebiyat

Sakatlar Cennete giremez! Dışarıda, gazete parçalarını savuran rüzgarı görüyor musun? Bir gün kuzeyden, ertesi gün güneyden savrulan gazeteler… hep aynı saçmalık ve tam ortasındayız! Ama içinde sevişecek iyi bir evimiz var, şükürler olsun!

Yaşamayı sevmekle, yaşamak arasında savrulup duruyoruz öyle değil mi? Düşünsene hepi topu, on iki dal, sekiz yüz altmış beş yaprak ve altı meyveyiz! Dördü, yere düşüp çürüyor. İkisi, mideye gidiyor, yine de çürüyenler asla boşa gitmiyorlar.

O konuşurken boş konserve kutularının çıkardığı sesler, uyuz köpeklerin ulumasına sebep oluyordu. Sahilin ortasında pembe boyalı bir evde uluyan köpekleri heyecanlandıran bir konuşma hayal edin.

Yemek hazırlıyordum. Size tarifini vermek istiyorum. Chili sever misiniz? Size açıklamama izin verin. Birazcık soğanı, sarımsağın dişleri arasında öğütüyorsunuz. Kırmızı biberi ve domatesi ayrı ayrı dört köşe oluncaya kadar minicik doğruyorsunuz, tencerenize dökülen sıvı yağın kızmasını bekliyorsunuz. Ve şu ana kadar ki malzemeleri kokusu duyulana kadar kavurduktan sonra, kimyon ve kırmızı biber ilave edip, bir süre kısık ateşte bekletiyorsunuz.

Sonra başka bir tava daha gerekiyor. Bu tavayı da sıvı yağ ile kızdırdıktan sonra, kıymamızı güzelce kavuruyoruz. Kıymamız hazır olduğunda suyunu iyice süzerek kıymayı diğer tencereye ilave ediyoruz. Bu noktada malzemeleri iyice karıştırmamız gerekiyor. Kekik ve tuz ilave etmeyi sakın unutmayın! Salça, konserve domates, defne yaprağı, tarçın çubuğu ve su ilave edip bir süre daha karıştırdıktan sonra, on dakika kadar kaynatmalıyız.

Süre dolduğunda tarçın ve defne yapraklarını çıkartıyoruz. Meksika fasulyeleri, mısır ve karabiber ekliyoruz. En son olarak ise Chili biberinizi ilave ederek, yaklaşık on beş, yirmi dakika daha pişirmeye devam ediyorsunuz.

Eğer acı sevmiyorsanız, bu yemek sizin için ideal, çünkü acıyı sevmeye başlıyorsunuz!

-Sakatlar Cennete Giremez-

Onun, içimi durmadan yediğini, emdiğini, yerleştiğini hissediyordum. Büyümüştü. Tepiniyor, kaçmak için göğsümü tekmelemeye çalışıyordu. Kanın içinizdeki boş caddelere hücum ettiğini hayal edin. Tanrım, ne heyecan ama öyle değil mi? Fırtınada kayığın direklerini sarıp yalayan “Budist müptela” bir fırt almak için kalbime kan pompalıyordu.

Yumuşak, kaygan, tuttun mu ellerin ateşe bulanıyor; bıyıklarıma sürmüştün, bütün gece şeytan gibi parladım. Cebimden pipomu çıkarıp içindeki tütünü yaktım, duvara yaslanıp yerleştim. Ve bir anlığına duraladım. Ölümsüz dizelerin neresinden başlayacaktım? Gözlerinin yakıcı katranından mı, rüzgârın serin alevinden mi, doğrudan doğruya insan umudunun en yüksek katından mı başlamalıydım?

Yaşamayı sevmekle, yaşamak arasında savrulup duruyorduk. Düşünsene hepi topu, on iki dal, sekiz yüz altmış beş yaprak ve altı meyveydik! Dördü, yere düşüp çürüyor. İkisi, mideye gidiyordu. Yine de çürüyenler asla boşa gitmiyorlardı.

– Yemeğim pişti, koyunlarımı sağdım, kulübemin mandalı sürülmüş, ateşim yanıyor; sende istediğin kadar yağ, gökyüzü!
– Artık yemek ve süte gereksinmem yok; rüzgarlar kulübemdir, ateşim söndü; sen de istediğin kadar yağ gökyüzü!
– Öküzlerim, ineklerim, atalardan kalma çayırlarım ve ineklerimle çiftleşen bir boğam var; sende istediğin kadar yağ, gökyüzü!
– Benim ne öküzlerim ne ineklerim var; çayırlarım da yok. Hiçbir şeyim yok. Hiçbir şeyden korkmam; sende istediğin kadar yağ, gökyüzü!
– Yıllardan beri karım olan sadık ve uysal çoban bir kızım var, geceleri onunla oynaşmak hoşuma gidiyor; sen de istediğin kadar yağ, gökyüzü!
– Uysal ve özgür bir ruhum var; yıllardan beri ona benimle oynaşmayı öğretiyorum, sen de istediğin kadar yağ, gökyüzü!

Mutlu Ereriş
Edebiyat

Bir Kadını Sevecekseniz Böyle Sevin

20
Bir Kadını Sevecekseniz Böyle Sevin
Bir Kadını Sevecekseniz Böyle Sevin - Şiir

Bir kadını sevecekseniz böyle sevin!

Selam Ay ışığım, deniz kenarında, geceleyin.
Ya da denizin ortasında, neresi olursa olsun,
söylerken ağıtlar, dalarken kendi avuçlarıma.
Senin yüreğindir duyduğum ses.
Selam Ay ışığım!

Nasıl olabilirdim, gamsız ve densiz.
Bir vasat gibi, özensiz duran bir köle,
Sahiden çelimsiz olduğunu aşkın, söyle?
Selam Ay ışığım!

Ne beter, böyle karanlık düşünmek şimdi seni?
Daha da beter, eğer aydınlıkta değilsen oysa:
Tanrı öylesine sorumsuz bir güzellik vermiş ki sana.
Selam Ay ışığım!

Ey – insanlar, tanrılar, melekler.
Açın kanatlarınızı elinizden geldiğince ona.
Üzdürmem onun, dokundurtmam kılına.
Selam Ay ışığım!

Duygudan önce, düşünce varmış.
Varlığından haberim olmayan şeyler düşünüyordum.
Hayal diyorlardı, hayal görüyor muşum.
Haberdar olduğum, henüz hissetmediğim bir şey de olabilirmiş.
Selam Ay ışığım!

Ayaklarınla mı bacaklarınla mı yürüyorsun bu yollarda?
Böyle demiştim sana, hatırlıyor musun?
Ayaklarımın üstünde, bacaklarımla beraber demiştin!
Selam Ay ışığım!

Nasıl bir şey olmalı şiir?
Utandıran bir şey mi?
O canileri hizaya getirir mi?
Bir kadını böyle severler mi?
Söyle Ay ışığım!

Yaşam bir ot değilse aslında,
Neden ezip, geçiyor bu insanlar onu.
Selam Ay ışığım!

Umarım asla bilmezsin ne kadar kederliyim.
İnan, daha çok seveceğim seni.
inan, ders olacak ölümüm onlara.
inan, yok edeceğim onları bu şiirle.

Selam Ay ışığım, dilerim pırıl pırıl parlarsın hep.
Bir yıldızdan saçılan ışık gibi harlarsın, göklerde.
Suçlayamaz hiç kimse seni, sakın korkma.
Şükür ki girdin yaşamıma.

Selam Ay ışığım!

Not: Cinsiyetsiz olmayı daha çocukken seçmiş birisi olarak, içimden gelen sesi buraya aynen not ediyorum. Bu şiirde ritm ve kültür çalıntıdır. Bir zavallı olmayı nasıl seçersiniz, Kadın olmak varken, hiç bilmiyorum!

Mutlu Ereriş
Şiir

Reklam Alanı

Popüler Yazılar

Candle In The Wind

Candle In The Wind

Heykeller Söylüyor

Heykeller Söylüyor

Sol Elim

Sol Elim

Tosbağa

Tosbağa

Masal

Masal

3000+ ABONE ARASINA KATIL
where is human?

Haftalık bültene abone olun, yeni içerikleri kaçırmayın.

Abonelik işleminiz tamamlandı.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.