23.3 C
Istanbul
Salı, Ağustos 20, 2019
- Bu Alana Reklam Verebilirsiniz -
Home Blog

Günlerdir Yazacaklarımı Okuyorum

2
Günlerdir Yazacaklarımı Okuyorum
Günlerdir Yazacaklarımı Okuyorum - Ruhsal Gelişim

Günlerdir yazacaklarımı okuyorum. Yağmurda yuvarlanan bir arabanın tatile gittiği yolda, camdan dışarıya bakıyorum. Kaç gözü olmalı ki insanın, neler yaptığını görebilmesi için. Bu tatlı cennetin gözyaşları olabileceğine, neden inanmıyorsunuz?

Kana susayan bir organa yüklediğimiz bunca anlam. Çevremizde oluşan çamur birikintileri ve gölgelerin arasında kalmış minik yarasaları çekmekten başka ne işe yarıyor? Avutmak zorunda olduğumuz bu canavarlar, aslında içi kanla dolu yüreklerimizi içmek için çırpınıp duruyorlar.

Başı açık, ayakları çamurlu, beyaz liman işçileri. Kocaman mavi açık pardösü giymiş bir adamın, ayak izlerini takip ediyor sadece. Dünya nüfusunun yalnızca yüzde 33’ünün sahip olduğu bir kalpten bahsediyoruz. Fırtınanın içinde yüzen, birkaç balığı ayıklıyorlar sudan. Ne iş ama, kan nakli gibi!

Çarşaf gibi yayılmışlar sofranın üstüne, saçlarını topluyorlar okyanustan, adını bilmediğim bir kadının saçlarına dolanmış ellerim. Kalbi olanlara baktıkça, böyle içim uğulduyor işte. Göz bebeklerini görüyorum yaşlı bakışlarımda, uyuyan sahili emiyorlar. Can kurtaran bir meme gibi sahil. Belki de bu yüzden bana geliyorlar.

-Günlerdir Yazacaklarımı Okuyorum-


Uğuldayarak, kırılan dalgalar inliyor burada. Gecenin içine batmış bir vapur sesleniyor, ben geldim diye. Ona veda etmek için, kalbimi taşıyorlar, oradan oraya. Biraz kan alabilir miyim yanaklarından diyor. Hemen diz çöküyor bedenim. Yalvardığı için, avuçlarına alıyor yüzümü. Duaları kabul olsun diye, açıyor ellerini. Sorun değil biliyor musun? Günlerdir yazacaklarımı okuyorum.

Ne zamana kadar, öylece donup kalacaksın? Başkalarını kurtarmak için mi kurtuldum ben, bu karanlıktan! Işığımı paylaşmak için mi buldum, kendi mi? Bu direklerin ucunda ki paçavra gerildikçe, pruvanın köşesinde duran şu küçük çan, çınlamaya devam edecek. Hiç şüphesiz ki; insan ruhu kesinlikle çamurdur! Yoğurmak istesen bile, sadece bir parçasına şekil verebileceksin. Yetenekli olduğun parçanı ve bir ömürlük zamanı veriyorlar ruhuna. Ne zamana kadar, öyle donup kalacaksın?

Günlerdir yazacaklarımı okuyorum. Yağmurlu camların ardından, ıslak topraklara göz atıp, oradan da gökyüzüne ve sıcak duygulara yolculuk ediyorum. Elementlerin arasında dolaşıp, çamurumu okşuyorum.

Son element kesinlikle çamur, her yere bulaşıyorum!

Kana susayan bir organa yüklediğimiz bunca anlam. Çevremizde oluşan çamur birikintileri ve gölgelerin arasında kalmış minik yarasaları çekmekten başka ne işe yarıyor? Avutmak zorunda olduğumuz bu canavarlar, aslında içi kanla dolu yüreklerimizi içmek için çırpınıp duruyorlar.

Şimdi günlerdir yazacaklarımı, sana okuyorum say…

Mutlu Ereriş
Ruhsal Gelişim

Çağrışım

7
Çağrışım
Çağrışım - Edebiyat

Bir düşüncenin veya görüntünün, bir başkasını hatırlatması: Çağrışım olarak bilinir.

Benim lakabım Dejavu, bana böyle sesleniyorlar. Nedense karşılaştığım çoğu kişi, beni bir yerlerden hatırladığını sanıyor. Konuşmayı öğrendiğim günden beri, girdiğim tüm sohbetlerde, kelimeleri bende yarattığı çağrışımlar üzerinden değerlendirmişimdir. Ancak bu şekilde bakış açılarını algılaya-biliyordum. Velhasıl çağrışım benim için çok önemlidir.

Çağrışımların oluşturduğu rezonanslar, bilinçaltımda yeterli doyuma ulaştığında. Farkındalık boyutundan, geçmişin fırtınasını şimdilik kasırgasına dönüştürebiliyorum. Eğer doğal gelmiyorsa sorun yaşadığınız anda değil çoktan yaşayıp bitirdiğiniz bir zamandadır. Sizlere çağrışımın çok pozitif bir araç olduğunu söylemek istiyorum.

Küçük ve dalından yeni kopmuş, yeşil bir elma, size neyi çağrıştırıyor? Tatlı, ekşi, sulu, Newton, yer çekimi, Âdem, Havva, yılan ve gırtlak. Bir elmanın bize çağrıştırdıkları ona sığdırdığımız hikayelere bakılırsa, neredeyse insan oğlunun merak ettiği her şeydir. Yasak olan şeylerin başında gelen bu meyve, bize hep çözülecek problemler getirir.

-Çağrışım-


Güneş gözlüklerimle, gölgede kalacak kadar sıcaktı hava. Işığa gözlerini diken böceklerin, kanatları sayesinde serinliyordum. Etraftaki yılanlar, yalan söyleyenleri cezalandırıyordu. Yalancılar, yılanların peşlerinden gidiyordu. Adına Dünya dedikleri, cehennemi arıyorlarmış. Parmaklarıyla işaret eden bir adam, orada yaşıyormuş. Dediğine göre gezmeye çıkan bu adamları, oraya götürebilirmiş. Hepsini dinliyordum.

Yer yüzünde seyahat edenler, haritalara bakıyorlardı. Gökyüzünde seyahat edenler, gözlerini kapatıyordu. Rüzgâr, her yerdeydi. Kum ve toz tanelerini, oradan oraya taşıyordu. Cehennem dedikleri bu yerde yalnızlık çok doğalmış. Milyonlarca yıldır soğutulan bu Mavi gezegen, bu yüzden ağzına kadar suyla dolu diyordu adam.

Kahverengi toprağa, kara toprak diyenler varmış. İçine bir şeyler gömmüşlerdi. Elleriyle gömdükleri çürüyordu. Kazarak çıkardıkları, hazine anlamına geliyordu. Hepimiz aynı ortamda yaşıyorduk. Ama Türkçeyi farklı biliyorduk. Kültür farkı sanırım. Benim tek amacım, derdimi anlatabilmekti.

Tanrının tuvalete ihtiyacı vardı. Her Tanrının var. Arka bahçesi. Tanrının çiçekleri. Baksana, Pi sayısının ritmlerini severim. Masaj gibidir. Bazıları Mesaj Diyor. Yani dıgıdık dıgıdık bir şey. Benim olayım ritm atmak değil, derdimi anlatmak.

Oğlum seviştikten sonra, insanın yanakları ıslak kalır mı ya? Sevişiyor muyuz, yalaşıyor muyuz? Yoksa ağlaşıyor muyuz? Islanmak için mi bütün bunlar?

Canlıların karşı koyamayacağı ihtiyaçları üç başlıktan oluşur. Zevk duymak, tembellik etmek ve doymak. Bunlar zihninize çakılı değildir, içgüdüsel demek daha doğru olur. Dikkat edin bu durumda hissedeceğiniz tek duygu “Acı” olacaktır.

Benim lakabım Dejavu, bana böyle sesleniyorlar. Nedense karşılaştığım çoğu kişi, beni bir yerlerden hatırladığını sanıyor. Eğer doğal gelmiyorsa sorun yaşadığınız anda değil çoktan yaşayıp bitirdiğiniz bir zamandadır. Sizlere çağrışımın çok pozitif bir araç olduğunu söylemek istiyorum.

Mutlu Ereriş
Edebiyat

Kaz Dağları

8
Kaz Dağları
Kaz Dağları - Yolluk

-Kaz Dağları-

Halimiz yok Abicim, ne yaptıysak o.
Ne eksik ne yok!
Uzandım bu yüzden, hep eşlikti çoğu.
Ya bat çık, ya bat çık boğul, ya yüzüp geç.
Sorma beni, diren sende be oğlum.
Yol epey uzun ve felaketli kabul de.
O neye, özgürlüğüm dediğinle alakalı.
Takipçin insan, özün sihir.
Lakin sakin uyur, çünkü hep içinde kalır özü.

Düşün ki; Her boğum bir düş.
Misal ben: çözdüğüm her düğümde, bir dağın tepesinde, efkarlı bir günde, tutuşturup tutuşturup çektiğim küçük sigaramla keyif ederken. Üzülüp üzülmediğimi tayin edemeyeceğim, bir dert isterim. Yeter ki bu densizlerin o yersiz kaprislerini nispeten az hissedip; Hadi en kötüsü, en fazla, kendi kendime artistlenip, diyeyim ki.
“İyiyim. İyiyim.”

Kimini perişan eden, kimini şair eder abi.
Kaz dağının eteklerindeyiz, zalim!
Ilımlıyı katil eden halin, halde, bak sonun bu olacak aciz!

Kimini perişan eden, kimini şair eder abi.
Bu müdahaleye dair!
Mülayimi fail eden halin, halde, kimini alim etmesi gibi yani.

Maksatım şu.

Doğa temelli vermez, nasıl anlatsam, az kalan şuurumla? (Dur.)

Yani bas baya su uyur da bazen ödünçtür,
her şey adamım.
E, huyu bu.
Miras bırakman için sana bırakılanı!

Kimi yaşar ve kimi gibi yapar.
İnsanla ilişikte hata.

İlla ineceğiz en dibe ki hedefimiz sekip fezaya,
Ay’la aynı hizaya gelip yapıp yakıp sigarayı,
gayri ihtiyari. Hayli üfleyip düşleyeceğiz.
Üstelik bu kez, ürperip düşmeyeceğiz.
Tüm seyri üstlenip, güçlenip, üfleyeceğiz yine.

Sınırdan öte, uhdeyiz ahire.
Ağacın önünde duran küçük bir kız olsa.
Oğlanlar gibi durabilir misin yine de?
Çiçek açmış dağları soymaya utanmıyor musun?
Ey, fakir gönüllü fukara!
Çalıların süpürdüğü bu toprakları.
Soluman için gübreleyen,
Tanrı şahidim olsun ki!

Sınırdan öte, uhdeyiz ahire.

Ağacın önünde duran,
Oğlanların annesidir. Doğa!

Bu kız çocuklarını, hep doğuracak.
Çek o pis ellerini bu dağların eteğinden.
Kaz dağları bizim!

Kimini perişan eden, kimini şair eder abi.
Kaz dağının eteklerindeyiz, zalim!
Ilımlıyı katil eden halin, halde, bak sonun bu olacak aciz!

Kimini perişan eden, kimini şair eder abi.
Bu müdahaleye dair!
Mülayimi fail eden halin, halde, kimini alim etmesi gibi yani.

Ritim ve birkaç kelime çalıntıdır…

-Kaz Dağları-

Mutlu Ereriş & Aga B
Yolluk

Yazdığım Laflar

23
Yazdığım Laflar
Yazdığım Laflar - Şiir

Yazdığım laflar, insan oldu.
Çıkardığım sesler, şarkı.

İyi insanlar, cennete gitti bence.
Ölümsüzlüğün anahtarı, hatırı sayılır bir hayat yaşamaktı.

Gezdiğim şehirler, rehber oldu.
Çizdiğim resimler, harita.

İyi insanlar, boşluğa düşüyor bence.
Varlığın anahtarı, eksiği tamamlamaktı.

Gördüğüm filmler, dram oldu.
Okuduğum kitaplar, sözlük.

Çıktığım kadınlar, duygu oldu.
Tüm inişlerim, korku.

Anlattığım hikayeler, kitap oldu.

Yazmadığım kelimeler, düşünce.
Yazdıklarım, şiir oldu.

İyi insanlar, nereye gidiyor sizce?
Boşa gitmiyorlardır, umarım.

Tuttuğum yeminler, söz oldu.
Bıraktıklarım, yalan.
Tutamadıklarım oldu.
Veremediklerim.

Umudumu kesmedim!

Uykumda gördüğüm, gerçek oldu.
İnanmadım.

Rüyamda gördüğüm, fanteziler oldu.
Uslanmadım.

İyi insanlar, yeni bedenler buluyor bence.
Hoşlarına gidiyordur, umarım.
Hiç utanmadım.

Aklımdan geçen, fikirler oldu.
Koynuma giren, tilkiye dair.

Elimi kesen bıçakla.
Hala, yemek yapıyordum ben.
Suç, onda değildi.
Bunu biliyordum.

Umudumu kesmedim!

İyi insanlar, yani ölenler nereye gidiyorlardı?
Nereye gidiyor bu insanlık?

Aldığım biletler, yolculuk oldu.
Geçtiğim yollar, çiçek gibi.

Soğuk günlerim, sımsıcak oldu.
Tenim, buğday gibi esmer.

Parasızlıktan çürüyen, elmalar yedim.
Dişlerim de çürüdü.

Sökülüp giden, elbiseler giydim.
İğne ve iplik için.

Yok olup duran, hayaller gördüm.
Yoksa, hayalet miydim?

Çok özledim ben.
Çok özledim.
Yaşadıklarımı, izlemeyi.

Öldüğüm zaman nereye gidecektim.
Kötü insanların gittiği bir yer var mı?

Kalbim hızla çarpmaya başladığında.
Kesin bir mikropla savaşıyordum.
Kan dolanıyordu beynimde.
Kesin bir çare bulacaktım.

Ama ölüyken, nereye gider bu insanlık?

iyi insanlar, cennete gider bence.
Ölümsüzlüğün anahtarı, hatırı sayılır bir hayat yaşamaktır.

-Yazdığım Laflar-

Mutlu Ereriş
Şiir

Hep Yek

12
Hep Yek
Hep Yek - Şiir

-Hep yek-

1:1

Şans benimleydi.
Buharlı bir trende, sıcak bir seyahatteydim.
Tüm vagonları ve kompartımanları geziyordum.
Bazı karanlık tünellerden geçiyorduk.
Tek başımaydım.
Zar tutuyorsun bile dediler.
Çifter çifter gidiyordum.
Yek, du, se, çar, penç, şeş!

2:2

Lokomotif,
karanlığa her daldığında,
düdüğünü öttürüyordu.
Dağların içinden,
eteğinin ucundan,
himalayanın göğüslerinin arasından,
dudaklarının kıyısından geçiyorduk.
Dur bağırma, diyordun.
Sessiz olmalıydım.
Du, se, çar, penç, şeş!

3:3

Tren yolculuklarında, serap görmüyordunuz.
Develeri, kıtaları, aşmıyordunuz.
At sırtında, güneşe doğru koşmuyordunuz.
Kement atıp, rodeo yapmıyordunuz.
Nehirler, yolunuza çıkmıyordu.
Sınırları daha önceden çizilmiş tek bir yolculuk,
sadece hayal kurabildiğiniz, demir yığınları vardı.
Sürekli ileri giden bu yolda,
İnsanların inşa edemediği, devasa kayalar vardı.
Dü-ş-se!
Se, çar, penç, şeş!

4:4

Dört köşe olmanızı sağlayan, bir manzara,
etrafımızı sarıyordu.
Bulutlar, gökyüzü, her şey, birbirine giriyordu.
Sis diye sesleniyorduk, pencerenin buğulu yüzüne.
Dört cihanda görülebilen, tek hayali yaşıyorduk.
İstasyonlar, yayın kuruluşları, gök yüzünden haberler.
Her şey dört köşeydi.
Çar, penç, şeş!

5:5

Kapıların üstünden, diyarların içinden,
sokakların haberi bile yokken,
caddelerle kesişmeden, gidiyorduk.
Hava durumu, keşişleme!
Güney doğudan esen yeldi.
Akça yel, karayele karşıydı.
Yönümüz belli, neticemiz, soğuktu.
Dü-beş geldi.
Dü-beş.
Penç, şeş!

6:6

Ormanların üstünden,
çakıl taşlı, yollar geçiyordu.
Gökyüzüne uzanan, ağaçlar değilmiş.
Dallarında hayvanlar,
köklerinde insanlar, vardı.
Hiç biri uzanamıyordu.
Ne kadar tırmanırsanız tırmanın,
üzerinizde bir şeyler vardı.
Tren çok bilgeydi. Etraf çok boştu.
Dü-şeş, diyordu.
Dü-şeş!
Şeş!

Tek olmanın verdiği özgürlük,
gerektiğinde çift atabilmektir.

Hep yek-tir!

Mutlu Ereriş
Şiir

İstikrarlı Hayal Hakikattir

24

İbrahim Sarıpınar | İstikrarlı Hayal Hakikattir | Ev Kayıtları

Söz-Müzik: Gaye Su Akyol

Of, bu ne biçim hayat
Bu nasıl bi kafa?
Yatırır adamı, hop falakaya.
Dere gibi akar, dertte yüzeriz.
Uçuyoruz evet, çünkü güzeliz.

İstikrarlı hayal hakikattir.
Ölüm var mı yoksa bir rüya mı?
Derdim derdine ortak olsun.
Aşk şarabın, düşle dolsun.

Al, sazım anlat ben yoruldum.
Sığamadım her yerden kovuldum.
Denize yakışan martı gibiyiz.
Nereye eserse oraya gideriz.

İstikrarlı hayal hakikattir.
Ölüm var ve bu bir rüyadır.
Derdim derdine ortak olsun.
Salla be hayat rock’n roll.

-İstikrarlı Hayal Hakikattir-

İbrahim Sarıpınar
Jukebox

Bugün Karanlık Olsun İstiyorum

41

Bugün, karanlık olsun istiyorum.
Ay ışığını söndürücem.
Şifresi var onun,
gitarımla söndürüyorum.
Pena, şarkının adı.
Beyaz bir plastik.
Fil dişinden yapılmış,
beyaz bir aslan şeklinde!
Çok yakında, benim doğum günüm.
Çok yakında!
Doğuyorum.
Beyaz bir meltemim Ben,
bacaklarının dibinde.
Bugün karanlık olsun istiyorum!
Işıkları söndürücem.
Şifresi ne biliyor musun?
Gitarımla söylüyorum.
Müzik onun adı.
Bacakların da dolanıyorum.
Hepimiz ritmi yakalarsak,
çocuğumuz oluyor.
Bugün karanlık olsun istiyorum.
Ortalık aydınlansın!
Küçük penceremdeki, kartpostalımsın benim!
Askerdeyken giydiğim, bot.
Kıçımdan çıkarttığım, kot.
Evimdeki, resimler.
Yüzümdeki, renksin.
Şifresi var bunun.
Üç numaralı peronda,
Üçüncü vagonda,
Üç nesildir kovaladığım,
kristal bir kadehin elindesin!
Alkol diyorlar ona,
evindeki resimler.
Hep onlara bakıyorum.
Bugün karanlık olsun istiyorum!
Çok karanlık!
Bizi kimse görmesin.
Kulaklarınla kal istiyorum.
Işıkları söndürücem.
Şifreyi biliyorum.
Gitarım da biliyor.
Duymanı isterdim.
Siyah bir, piçim ben!
Gözlerinin önünde,
kapkaranlık bir hiç!
Nomalde, küfür etmem.
Bugün karanlık olsun istiyorum!
Aklımdan geçenleri anlatmak,
ve bitsin istiyorum!
Zihnimden çıksın bütün bunlar,
zihnimden!
Ruhuma girsinler.
Ruhuma girenler,
zihnime çıkabilirler.
Balıkların, nabzını tuttum.
Çırpınıp duruyorlardı.
Denizlerin, içine düştüm.
Boğuluyorlardı.
Bu gece karanlık olsun istiyorum!
Çünkü boğuluyorum.
Ve bitsin istiyorum!

Atmadığın şutlar,
yüzde yüz kaçarmış.
Eğer atarsan birazcık şansım varmış.
Gerçekleşmesi imkansız şeye,
mucize diyorlarmış!
Sen o mucizesin aşkım!
Sen o mucizenin, binde birisin!
Üstünden akan o yaşlar,
kurumazsa başlar.
O balıkların çırpınışları.
Bu gece karanlık olsun istiyorum.
Duvarların, dili.
Alkollü halimin, nefesi.
Karanlıklarımın, gecesi.
Yuvarlak masamın, düşesi.
Aklımın, her köşesi.
Bu şiir, Aşkımız olsun istiyorum!
Işıkları, söndürücem.
Şifre sensin!
Gitarımda biliyor.
Duyuyorsun!
Siyah bir piçim ben.
Siyah ve piç!
Gözlerinde, kocaman bir hiç!
Normalde küfür etmiyorum.
Bugün, çok karanlık!

Sen her şeysin Aşkım!

Mutlu Ereriş
Yolluk

Zavallı Boby

21
Zavallı Boby
Zavallı Boby - Şiir

Zavallı Boby, o çok yalnız!

Ormanda gezen
ve ömründe hiç kelebek görmemiş tırtıl da yalnız.
Bir sürü ayağı var düşünsenize,
o kadar ayağım olsa, uçmak isterdim.
Lanet kelebekler.

Evrenin tek bir yaratıcısı var, tek yaratıyor!
Bazılarını bir günlüğüne yaratıyor,
ama bir sürü ayak veriyor.
Bazılarına kanat veriyor, uçabilsin diye.
Yeryüzüne can veriyor, göklere bakıyorlar.
Bazıları sürünüyor yerlerde.

Fakat zavallı Boby, o çok yalnız!

Kendi müziğini yaratıyorsan,
gökyüzü asla sınır olamaz.
Bir hikaye anlatacaksan, bir duruşun olmalı.
Kendini böyle saçmalıklara hapsetmemelisin!

Hiç kimse ve hiçbir şey hakkında,
bir şarkı yapmak istiyorsun.
Peki, sen ne dinlersin?
İçki arkadaşlarımı!

-Zavallı Boby-

 

 

Beni buraya sizinle kapatmadılar,
sizi buraya benimle kapadılar.
Zamanın göreceli olduğunu anladıklarından beri,
saatçilerin sayısı giderek düşmeye başladı.

Tanıdığım en sağlam ihtilalci benim hayallerimdi.
Kendimi en güvende hissettiğim yer,
oturduğum bu L koltuktu.

Herkese bir hayal
ve ona ulaşamayacakları sorunlar verdiler.
Yoksa yaşamak istemiyorlardı.

Herkese cenneti vaat edip, onları geri gönderdiler.
Çünkü herkesin kendi cenneti olduğunu biliyorlardı.

Bireysel olarak ulaşabileceklerini,
öğrenmeleri gerekliydi.
Yoksa bir yere varamıyorlardı.

Kökünü toprağa batırdıkları ağaçları söküp,
yaralarını iyileştirmek için biber ekiyorduk.
Domates kadar sulu, en az o kadar çekirdekliydik.

Fakat zavallı Boby, o çok yalnız!

Bağırma ve dokunma korkusunu yenerse,
o derin sulara dalabilir.
Deliklerin içinden sızan ışığa yaklaşırsa,
keskin dişlerini gösterebilir.

Neden delirdiniz, genişlediniz, sarıldınız,
gövdelerinize, aletinize, anlamınıza,
aşklarınızla, neşenizle, basitliklerinizle, adilikle.
Neden?
Yeryüzünü varlığınızın bir yapıtı olarak algılıyor,
ve onu alt etmeye çalışıyorsunuz?

Zavallı Boby,

Yağmuru koklayan,
tehlikenin sesini kilometrelerce uzaktan duyan,
haşereyi uzak tutan, nefis bekçiler değiliz.
Yalnızlık, sen inkar edince başladı.
Kuyruğunu kovalayan, sıkılmış küçük insan.

Seni gömdükleri yeri biliyorum.
İskeletinden kurtularak süzüldüğünü gördüm.
Elinde küçük tepsisiyle, kafatasını taşıyan,
o küçük garson kızı hatırlıyorum.
O canlı insan bedeninden çıktığını göreli çok oldu.

Artık zavallısın Boby, kabul etmelisin.

Dünya yüzünden silinse bile,
bağımlıları bu yerlerde gezinmeye devam edecekler.
Bu solgun renkli hayaletler,
ısrarla boşluğa tutunmaya devam edecek.

Ölüm!

Yaşlanan,
tedbir düşkünü,
dırdırcı,
ürkek gövdelerimizden,
sonsuza dek kurtuluş demek değildir.

Köpekler insanların sadık dostu değiller! Boby.

Mutlu Ereriş
Şiir

Fermuar

10
Fermuar
Fermuar - Erotik Hikayeler

-Fermuar-

O sabah, beyaz duvarları griye dönüşmüş, tavanı ışığı yansıtan ve içinde sadece yatak olan bir oda da uyandım. Çarşaflar sanki üzerine yeni uzanmışım gibi serin, ipeksi ve tertemizdi. Mükemmel bir gece geçirmiş gibi hissediyordum.

Gece yarısı olan o şey. “Neydi o öyle?”

Gri-kuşkonmaz halının üstünde küçük kırıntıların peşindeydim. Etrafta, galibarda (parlak mor) tonunda içkiler vardı. Gece mavisi bir takım giymişti. Horoz gibi davranıyordu. Tüm salona hakim, korumacı, güvenilir ve sıkıydı! Sağ kroşe gibi bir şey, anlarsınız ya.

Yaratıcısı odaya ikiz kenar üçgene benzeyen bir köşe yapmıştı. Sanatçının açılarla ilgilendiği konular içerisinde en simetrik ve çekici olanı, esas oğlanı köşeye çekmemi sağlayan iyi mimarlardır. Ağlarımı ördüğüm köşemde, konumumun tadını çıkarıyordum.

Bazı sümüklü veletler, içmeyi bilmeyen sarhoşlar ve sivilceli yağlı suratları tasvir eden bir tablo görüyordum. Ressamı hiç beğenmemiştim. Zevksiz bir Rönesans çevirmeni gibi gerçek üstü resimler yaparak sizi etkilemeye çalışıyordu. Halbuki ben sahte görüntülerin resmedildiği soyut işleri daha çok seviyordum. Bu köşeden tüm odayı görebiliyordunuz.

İbiği dimdik duran bir horozun, pek özgür hareket edeceğine inanmam. Ama onu köşeye sıkıştıran örümcek kesinlikle özgürdür!

Gece mavisi takımıyla, salonu ilkbahar yeşiline çevirmeyi başarmıştı. İçkisini sürekli yudumlayan erkeklerin, başını döndürmenin kolay olmadığını biliyordum. Zor olanı yapacaktım, şu tek gecelik zorluklardan birini seçecektim işte.

Karolina mavisi elbisemin omuz dekoltesi, balkondan sarkan çıplak bir kadının dans figürleri gibiydi. Yaratıcısı bu kıyafetin yükseklik korkusu olan bireyler için özel olarak tasarlandığını söylüyordu. Ben sadece giymiştim. Horoz biçimsiz bir yerden balkona bakıp durduğuna göre, yüksekten pek korkmuyor olmalıydı. Nane yeşili gibi gülümsüyordum. Bakışlarıyla dudaklarımın pasını almaya çalışıyordu. Lakin en sonunda köşeye doğru yürümeye başladı.

-Fermuar-

Safran rengi içkisinden bir yudum daha alıp, önünde duran sehpaya bıraktı. Yanından geçen servis elemanına doğru meyil edip, iki içki daha aldı. Bana doğru yaklaşmaya başlamıştı. Kümesteki diğer kadınların omuzlarını ıskalayarak, göğüslerini sıyırarak, geniş omuzlarını sağa sola çevirerek engelleri bir bir geçiyordu. Arkasından bakmak istiyordum, ama köşe başındaydım. Öylece bekledim.

Aniden, o müzik duyulmaya başladı. Hala mırıldanıyordum. Fa minör 7’li tonunda başlayan büyük bir sessizlik. Doğaçlamanın o kızıl rengi, titreşimlerine dayanamadığım bir hal almaya başlamıştı. Bazen Açık mavi renkli, dominant majör, küçük bir ses çınlıyordu. Bazen de La bemol bir hüzün! Eğer bir gün, bu tonda bir müzik duyarsanız, şunu bilmenizi istiyorum. Sol çok güzel bir notadır! Ve varoluş sebebi kesinlikle bu tonun patlamasıyla mümkün olmuştur. (Bu felsefik durumu size başka bir zaman anlatayım)

Nihayet gözlerime yakın bir yerden, sağ kolunu bana doğru uzatmıştı. Bir içki içmek istediğini söylüyordu. Elinde o fazladan aldığı içki vardı. Kabul ettim. Konuşmalarımızın hiçbir önemi yoktu. Kalabalık bir yerde, müzik eşliğinde, o köşede dikiliyorduk. O kadar yaklaşmıştı ki aramızdaki tek engel fermuarıydı!

Bir süre sohbet edip, öylece birbirimize sırıttık. Hayal ettiğinden çok daha farklı şeyler anlatıyordu. Bense sessizce müziği dinliyordum. Yani sadece hayal ediyordum. Bu tip durumlarda horozlarla dövüşmem! Onu dinlemek istiyordum.

Çenesi burnunun ucu ve dudakları aynı hizadaydı. Geometrisi kötü olanlar için, ilik gibi bir adam olduğunu söyleyebilirim. Mesela üzerinize bir tüy düştüğünde onun ağır olmadığını düşünürsünüz. Herif kamyon gibiydi ama ağır değildi. Kollarını hareket ettirip duruyordu. Dirseğinden kırılan kollarını, o geniş omuzları yönetiyor sanıyordunuz. Ahhh! Daha fazla bu köşede durmak istemiyordum. Kalçalarını merak ediyordum. Ona gitmek istediğimi söyledim. Nereye diye sormadı. Küçük dairesine gitmek istiyordu. Kabul ettim.

-Fermuar-

Kapıdan içeriye girdikten sonra kendi evimde gibi rahat olabileceğimi söyleyerek içeri gitti. Bende ona fermuarını sakın açma dedim. Sırıttı ama beni anladığını pek sanmıyorum. Bir şişe kırmızı şarap ve üç plakla geri döndü. Bordeaux şarap ve tek plağı tercih ederdim. Teklifsiz davranışları hoşuma gitmişti. Beni yormuyordu. Bu güzel bir özelliktir. Keyfini çıkarmaya karar verdim.

Yonca yeşili şanslı bir L koltuğa yayılmıştım. Balkondan sarkan o çıplak kız başını mindere koyuyordu. Büyük bir kadehi burnuna yaklaştırıp, küçük bir yudum alarak içkinin tadına baktı. Ve kadehi bana doğru öylece uzattı. Bende içkiden bir yudum alıp, sonra bir köşeye fırlattım. Ona yaklaşmasını söyledim.

Adam sıkıntılı bir homurtuyla bacaklarımdan kurtuldu. Bana doğru bedenini döndürerek, salyangozun kabuğundan çıktığı zamanlardaki gibi. Tenime dokunup geri çekilerek, yürüyeceği yolu hissetmeye başladı. İçine üzüm suyu katılmış o içecek benim için de onun için de pek etkili olsa gerekti, çünkü tüylerim diken diken olmuştu. Ama umurumda değildi.

Elbiseyi omuzlarından tutup sürüklemeye başladı. Yarı yarıya çıplaktım. Herkesin dokunduğu yerlere dokunmuyordu. Nasıl desem, gözlerim iyice kapanmıştı.

Üzerimde elbise dışında hiçbir şey yoktu. Elbisenin içinde ise, sadece ben vardım. Bu adamın elleri, hiçbir şeyin içinde değildi. Beni tamamen kaplıyordu. Akışa bırakıyordum. Küçük bir kum tanesi uzun zaman sonra bulunduğu tepeyi terk ediyordu.

Vücudum tamamen serbest kalmış içimdekiler bir bir dışarı çıkıyordu. Fermuarını açtım. Ve gözlerimi de!

İbiği dimdik duran bir horozun, özgürce hareket edişini izliyordum. Ama onu köşeye sıkıştıran örümcek kesinlikle ölüyordu!

Onu kandırmanın ne yararı var ki diye sordum kendi kendime, böylesine şaşalı ve hüzünlü, bir piliç gibi sıcacık hissederken kendimi.

Sağlıcakla!

Mutlu Ereriş
Erotik Hikayeler

Karanlık Mavi

13
Karanlık Mavi
Karanlık Mavi - Şiir
O karanlık maviyi çok az kişi görür. 
Ve tek bir kişi keyif alır o rengin soğukluğundan.
Gün ağarmaya yakın… Hayır, hayır, günün ağarmasına daha var. 
Fakat gökyüzünün karanlığı sadece bu renk tarafından böylesine büyük bir çığlıkla yırtılabilir.
 
O karanlık maviyi çok az kişi duyar.
Ve tek bir kişi hüzünlenir o rengin yalnızlığında.
Bir elinde sigara, bir elinde kahve… O renge karışmayı ister. Fakat bunun birkaç dakika süreceğini bilir.
 
O karanlık maviyi çok az kişi söyler.
Ve tek bir kişi özler o rengin şefkatini.
Gün ağarmasın, kahve soğumasın, sigara bitmesin… Çok şey istemez. Sadece o an bitmesin ister…
 
Ve o karanlık mavi her gün onu bekler. 
Günün tekrar ağaracağını bilmesine rağmen… Sadece onu bekler. Çünkü bilir.
Günü esir alacak büyük bir karanlık yaklaşıyor ve o karanlığı sadece kendisi yırtabilir..
 

Göktuğ Yıldırım
Şiir

Reklam Alanı

Popüler Yazılar

Çamur

Çamur

Duygusal

Duygusal

Molekül

Molekül

Aforoz

Aforoz

Maymunun Sesi

Maymunun Sesi

3000+ ABONE ARASINA KATIL
where is human?

Haftalık bültene abone olun, yeni içerikleri kaçırmayın.

Abonelik işleminiz tamamlandı.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.