Home Blog Page 2

Heyecanlanmaya Başlamıştım

2
Heyecanlanmaya Başlamıştım
Heyecanlanmaya Başlamıştım - Erotik Hikayeler

-Heyecanlanmaya Başlamıştım-

O sabah trafik akışkan olsa da gün ışımaya yeni başladığından sanırım, kendimi sıkışmış hissediyordum. Ufuktaki pembenin utancı, koyu kızıl tonlara dönüşmeye başlarken, aracımla birlikte yoldan çıkmaya karar vermiştik. Telefonum aniden çalmaya başladı. Ve sesi oturma odamdaymış gibi içeri vererek, efendim diye seslendim.

  • Akşam Atmosferde yemek yemeğe ne dersin?
  • Şu, Flamingo dansçılarının çıktığı yer mi?
  • Aslında havası güzel olan şu yerden bahsediyorum.
    Kimin çıktığı önemli değil. Saat 19:00’da Murzim yıldızının altında ol!
  • Bu, romantik teklifin çorba içmek için mi yani?
  • Lanet kadın! Her zaman olduğu gibi yine çok çekicisin.
  • Evet, yine tüm romantizmi üzerime çekiyorum.

Bir telefonla, o can alıcı renkler, mavi gökyüzüne dönüşmüştü. Sapsarı, kocaman bir alev topu, zamanı hızlandırmaya başlıyordu. İyice sahanda yumurta gibi bir şeye benzemişti, gökyüzü. Neyse ben sarısını az pişmiş sevdiğim için, bu hayali gözlerimi kısarak patlattım.

  • Alo!
  • Efendim, Patron.
  • Neredesin kuzum?
  • Uzun çayır ile E5’in köşesinde kahvaltı yapıyorum, biraz trafik var.
  • Sana ihtiyacım var, bir müşterim sorun çıkarıyor.
  • Bacaklarını iyice açtığına emin misin?
  • Ahahaha, benim değil, müşterinin sorunu var.
  • 15 dakika sonra onu ararım.
  • Minnettarım!
-Heyecanlanmaya Başlamıştım-

Damarlarım bir, bilemedin iki milim genişliyordu. Kalbim yüz, bilemedin üç yüz kez attığı için, heyecanlanmaya başlamıştım. Nefesim üç, bilemedin beş kez kesilmişti. Fırtına beni alıp götüremezdi, saçlarımı savuruyordum. Karanlık çökmeye başladığında şu yıldızın altında, pembelikten eser kalmamıştı. Lacivert kıyafetim gece için oldukça hafiflemiş, neredeyse çıplak kalmıştım. Sol kolunu sırtımda hissediyordum. Bütün gün bunca hareketi yaptıktan sonra, tek yapabileceğim özgürce sevişmek ve gözlerimi kapatmaktı.

  • Sırtın çok pürüzsüz!
  • Atmosferde yemek, Ay üstünde seyahat, neyin var senin?
  • Hissettiklerimi söylüyorum.
  • Gözlerimin açılmasına sebep oluyorsun.
    Hem de hissettiklerinden bahsetmek için. Yerinde olsam gözlerimi kapatırdım.
  • Hislerimi köreltiyorsun. Pancar tarlasında çektiğim zulüm aklıma geliyor. Sürekli su isteyen nazlı bir bitkiden bahsediyoruz. Sürekli sulanmaktan balçık çukuruna dönmüş, yumuşacık bir toprak parçasından. Solucanların, böceklerin, zararlıların dadandığı, iri, tatlı bir pancarla ilgilenmek! Zor iştir, ama pancar yetiştirmek ve toplamak, çok şekerdir.
  • Lanet Çiftçi! Çok şapşalsın.
  • Evet, şimdi gözlerini kapatabilirsin!

Kalçalarımın etrafında dolanan, kızgın bir kasırga gibiydi. Avucunun içine sığmadığım için özür dilemek istiyordum!

Yalnızsanız seks yapmayın, eğer sıkılırsanız seks yapmayın, azgınsanız seks yapmayın, boşluğu doldurmak için seks yapmayın, onu daha fazla sevmek için seks yapmayın, emin değilseniz seks yapmayın, hala bakir iseniz seks yapmayın, bunları denediyseniz seks yapmayın! Sevilmek için seks yapmayın, sadece seks yapmayın. Hazır olana kadar bekleyin! Otuz olana kadar bekleyin. Evlenene kadar bekleyin. Yoksa başka bir şey denersiniz! Bir ömür boyu bekleyin. Bir sonsuzluk için bekleyin. 60 gün bekleyin veya 90 yaşına kadar yaşayın.

Mutlu Ereriş
Erotik Hikayeler

Sakatlar Cennete Giremez

11
Sakatlar Cennete Giremez
Sakatlar Cennete Giremez - Edebiyat

Sakatlar Cennete giremez! Dışarıda, gazete parçalarını savuran rüzgarı görüyor musun? Bir gün kuzeyden, ertesi gün güneyden savrulan gazeteler… hep aynı saçmalık ve tam ortasındayız! Ama içinde sevişecek iyi bir evimiz var, şükürler olsun!

Yaşamayı sevmekle, yaşamak arasında savrulup duruyoruz öyle değil mi? Düşünsene hepi topu, on iki dal, sekiz yüz altmış beş yaprak ve altı meyveyiz! Dördü, yere düşüp çürüyor. İkisi, mideye gidiyor, yine de çürüyenler asla boşa gitmiyorlar.

O konuşurken boş konserve kutularının çıkardığı sesler, uyuz köpeklerin ulumasına sebep oluyordu. Sahilin ortasında pembe boyalı bir evde uluyan köpekleri heyecanlandıran bir konuşma hayal edin.

Yemek hazırlıyordum. Size tarifini vermek istiyorum. Chili sever misiniz? Size açıklamama izin verin. Birazcık soğanı, sarımsağın dişleri arasında öğütüyorsunuz. Kırmızı biberi ve domatesi ayrı ayrı dört köşe oluncaya kadar minicik doğruyorsunuz, tencerenize dökülen sıvı yağın kızmasını bekliyorsunuz. Ve şu ana kadar ki malzemeleri kokusu duyulana kadar kavurduktan sonra, kimyon ve kırmızı biber ilave edip, bir süre kısık ateşte bekletiyorsunuz.

Sonra başka bir tava daha gerekiyor. Bu tavayı da sıvı yağ ile kızdırdıktan sonra, kıymamızı güzelce kavuruyoruz. Kıymamız hazır olduğunda suyunu iyice süzerek kıymayı diğer tencereye ilave ediyoruz. Bu noktada malzemeleri iyice karıştırmamız gerekiyor. Kekik ve tuz ilave etmeyi sakın unutmayın! Salça, konserve domates, defne yaprağı, tarçın çubuğu ve su ilave edip bir süre daha karıştırdıktan sonra, on dakika kadar kaynatmalıyız.

Süre dolduğunda tarçın ve defne yapraklarını çıkartıyoruz. Meksika fasulyeleri, mısır ve karabiber ekliyoruz. En son olarak ise Chili biberinizi ilave ederek, yaklaşık on beş, yirmi dakika daha pişirmeye devam ediyorsunuz.

Eğer acı sevmiyorsanız, bu yemek sizin için ideal, çünkü acıyı sevmeye başlıyorsunuz!

-Sakatlar Cennete Giremez-

Onun, içimi durmadan yediğini, emdiğini, yerleştiğini hissediyordum. Büyümüştü. Tepiniyor, kaçmak için göğsümü tekmelemeye çalışıyordu. Kanın içinizdeki boş caddelere hücum ettiğini hayal edin. Tanrım, ne heyecan ama öyle değil mi? Fırtınada kayığın direklerini sarıp yalayan “Budist müptela” bir fırt almak için kalbime kan pompalıyordu.

Yumuşak, kaygan, tuttun mu ellerin ateşe bulanıyor; bıyıklarıma sürmüştün, bütün gece şeytan gibi parladım. Cebimden pipomu çıkarıp içindeki tütünü yaktım, duvara yaslanıp yerleştim. Ve bir anlığına duraladım. Ölümsüz dizelerin neresinden başlayacaktım? Gözlerinin yakıcı katranından mı, rüzgârın serin alevinden mi, doğrudan doğruya insan umudunun en yüksek katından mı başlamalıydım?

Yaşamayı sevmekle, yaşamak arasında savrulup duruyorduk. Düşünsene hepi topu, on iki dal, sekiz yüz altmış beş yaprak ve altı meyveydik! Dördü, yere düşüp çürüyor. İkisi, mideye gidiyordu. Yine de çürüyenler asla boşa gitmiyorlardı.

– Yemeğim pişti, koyunlarımı sağdım, kulübemin mandalı sürülmüş, ateşim yanıyor; sende istediğin kadar yağ, gökyüzü!
– Artık yemek ve süte gereksinmem yok; rüzgarlar kulübemdir, ateşim söndü; sen de istediğin kadar yağ gökyüzü!
– Öküzlerim, ineklerim, atalardan kalma çayırlarım ve ineklerimle çiftleşen bir boğam var; sende istediğin kadar yağ, gökyüzü!
– Benim ne öküzlerim ne ineklerim var; çayırlarım da yok. Hiçbir şeyim yok. Hiçbir şeyden korkmam; sende istediğin kadar yağ, gökyüzü!
– Yıllardan beri karım olan sadık ve uysal çoban bir kızım var, geceleri onunla oynaşmak hoşuma gidiyor; sen de istediğin kadar yağ, gökyüzü!
– Uysal ve özgür bir ruhum var; yıllardan beri ona benimle oynaşmayı öğretiyorum, sen de istediğin kadar yağ, gökyüzü!

Mutlu Ereriş
Edebiyat

Bir Kadını Sevecekseniz Böyle Sevin

20
Bir Kadını Sevecekseniz Böyle Sevin
Bir Kadını Sevecekseniz Böyle Sevin - Şiir

Bir kadını sevecekseniz böyle sevin!

Selam Ay ışığım, deniz kenarında, geceleyin.
Ya da denizin ortasında, neresi olursa olsun,
söylerken ağıtlar, dalarken kendi avuçlarıma.
Senin yüreğindir duyduğum ses.
Selam Ay ışığım!

Nasıl olabilirdim, gamsız ve densiz.
Bir vasat gibi, özensiz duran bir köle,
Sahiden çelimsiz olduğunu aşkın, söyle?
Selam Ay ışığım!

Ne beter, böyle karanlık düşünmek şimdi seni?
Daha da beter, eğer aydınlıkta değilsen oysa:
Tanrı öylesine sorumsuz bir güzellik vermiş ki sana.
Selam Ay ışığım!

Ey – insanlar, tanrılar, melekler.
Açın kanatlarınızı elinizden geldiğince ona.
Üzdürmem onun, dokundurtmam kılına.
Selam Ay ışığım!

Duygudan önce, düşünce varmış.
Varlığından haberim olmayan şeyler düşünüyordum.
Hayal diyorlardı, hayal görüyor muşum.
Haberdar olduğum, henüz hissetmediğim bir şey de olabilirmiş.
Selam Ay ışığım!

Ayaklarınla mı bacaklarınla mı yürüyorsun bu yollarda?
Böyle demiştim sana, hatırlıyor musun?
Ayaklarımın üstünde, bacaklarımla beraber demiştin!
Selam Ay ışığım!

Nasıl bir şey olmalı şiir?
Utandıran bir şey mi?
O canileri hizaya getirir mi?
Bir kadını böyle severler mi?
Söyle Ay ışığım!

Yaşam bir ot değilse aslında,
Neden ezip, geçiyor bu insanlar onu.
Selam Ay ışığım!

Umarım asla bilmezsin ne kadar kederliyim.
İnan, daha çok seveceğim seni.
inan, ders olacak ölümüm onlara.
inan, yok edeceğim onları bu şiirle.

Selam Ay ışığım, dilerim pırıl pırıl parlarsın hep.
Bir yıldızdan saçılan ışık gibi harlarsın, göklerde.
Suçlayamaz hiç kimse seni, sakın korkma.
Şükür ki girdin yaşamıma.

Selam Ay ışığım!

Not: Cinsiyetsiz olmayı daha çocukken seçmiş birisi olarak, içimden gelen sesi buraya aynen not ediyorum. Bu şiirde ritm ve kültür çalıntıdır. Bir zavallı olmayı nasıl seçersiniz, Kadın olmak varken, hiç bilmiyorum!

Mutlu Ereriş
Şiir

Bir Bilseydik

15
Bir Bilseydik
Bir Bilseydik - Şiir

Çöplerin, gidenlerin, sevenlerin söylediklerini bir bilseydik!
Belki söylüyorlardır, söylüyorlardır bize de duymuyoruzdur.
Bak işte, tıpkı söylediğimiz halde, onlarında bizi duymadığı gibi.
O çiçekler ne zaman açacak patron?
Ne zaman koklamayı öğreneceğiz?
Karanlığı, ışıkla lanetlediklerini biliyor musun?
Devamlı ışıkta geziyorsun.

Düşenlerin, kaçanların, dönenlerin geleceklerini bir bilseydik!
Belki geliyorlardı, geliyorlardı bize de görmüyorduk.
Bak işte, tıpkı geleceğimiz halde, onlarında bizi görmediği gibi.
O hevesler ne zaman geçecek patron?
Ne zaman susmayı öğreneceğiz?
Siyahı, beyazla lanetlediklerini biliyor musun?
Devamlı kırmızıda geçiyorsun.

Düşlerin, kederlerin, ölenlerin bağırdıklarını bir bilseydik!
Belki bağırıyorlardır, bağırıyorlardır bize de susturamıyorlardır.
Bak işte, tıpkı bağırdığımız halde, onlarında bizi susturamadığı gibi.
O yürekler ne zaman solacak patron?
Ne zaman türküler söyleyeceğiz?
Müziği, sözlerle lanetlediklerini biliyor musun?
Devamlı şarkılar söylüyorsun.

Uçukların, yaraların, acıların yaşadığını bir bilseydik!
Belki yaşıyorlardır, yaşıyorlardır bizimle de acıtmıyorlardır.
Bak işte, tıpkı yaşadığımız halde onlarında bizi acıtmadığı gibi.
O dilekler ne zaman tutacak patron?
Ne zaman şansı yakalayacağız?
Umudu nevmitle lanetlediklerini biliyor musun?
Devamlı unutma diyorsun.

-Bir Bilseydik-

Durakların biçimleri için, yaşadık bunca zaman.
Tuzaklar kurduk, gönlüne.
Işığın, nameleri saçıldı etrafa.
Bir sefilin, feryadıydı bunlar!
Patron, sen ne olacağını biliyor musun?
Krallara layık bir siluetin damarlarında dolanıyoruz.

Yaşam sanki büyük bir acıdan ibaret.
Acı demişken zevkli de!
Hissetmesem ölürüm yani o derece.
Hiç kimse acı çekmek istemiyor patron.

Bir kitapta okumuştum.
Sevdiğini unutan bir adam vardı.
Hayatta kaldığı için şükrediyordu.
Komaya girmiş ve her şeyi unutmuş.
Öyle dedi!

Kendine geldiğinde,
onu hayatta tutan şeyin,
sevgi olduğunu sayıklıyordu.

Bu nefret ne zaman bitecek patron?
Ne zaman sevmeyi öğreneceğiz?

Şimşeklerin, rüzgarların, yağmurların sonunu bir bilseydik!

Bir kasırgayı kaç kişi dinler ki şu hayatta?
Sen ne olacağını biliyor musun patron?

Patron seni aklım, fikrim, duygularım, bedenim, ciğerlerim, hiçbiri almıyor.
Kâinatı içime sığdıramıyorum!
Küçük kalbim hariç!
Ona kâinatı versen, bana mısın demez.
Bende sana bir şey vermek istiyorum.
Yaşadığım bu şeyler için, sana şükürler olsun!
Sana minnettarım!

Mutlu Ereriş
Şiir

Günlerdir Yazacaklarımı Okuyorum

11
Günlerdir Yazacaklarımı Okuyorum
Günlerdir Yazacaklarımı Okuyorum - Ruhsal Gelişim

Günlerdir yazacaklarımı okuyorum. Yağmurda yuvarlanan bir arabanın tatile gittiği yolda, camdan dışarıya bakıyorum. Kaç gözü olmalı ki insanın, neler yaptığını görebilmesi için. Bu tatlı cennetin gözyaşları olabileceğine, neden inanmıyorsunuz?

Kana susayan bir organa yüklediğimiz bunca anlam. Çevremizde oluşan çamur birikintileri ve gölgelerin arasında kalmış minik yarasaları çekmekten başka ne işe yarıyor? Avutmak zorunda olduğumuz bu canavarlar, aslında içi kanla dolu yüreklerimizi içmek için çırpınıp duruyorlar.

Başı açık, ayakları çamurlu, beyaz liman işçileri. Kocaman mavi açık pardösü giymiş bir adamın, ayak izlerini takip ediyor sadece. Dünya nüfusunun yalnızca yüzde 33’ünün sahip olduğu bir kalpten bahsediyoruz. Fırtınanın içinde yüzen, birkaç balığı ayıklıyorlar sudan. Ne iş ama, kan nakli gibi!

Çarşaf gibi yayılmışlar sofranın üstüne, saçlarını topluyorlar okyanustan, adını bilmediğim bir kadının saçlarına dolanmış ellerim. Kalbi olanlara baktıkça, böyle içim uğulduyor işte. Göz bebeklerini görüyorum yaşlı bakışlarımda, uyuyan sahili emiyorlar. Can kurtaran bir meme gibi sahil. Belki de bu yüzden bana geliyorlar.

-Günlerdir Yazacaklarımı Okuyorum-


Uğuldayarak, kırılan dalgalar inliyor burada. Gecenin içine batmış bir vapur sesleniyor, ben geldim diye. Ona veda etmek için, kalbimi taşıyorlar, oradan oraya. Biraz kan alabilir miyim yanaklarından diyor. Hemen diz çöküyor bedenim. Yalvardığı için, avuçlarına alıyor yüzümü. Duaları kabul olsun diye, açıyor ellerini. Sorun değil biliyor musun? Günlerdir yazacaklarımı okuyorum.

Ne zamana kadar, öylece donup kalacaksın? Başkalarını kurtarmak için mi kurtuldum ben, bu karanlıktan! Işığımı paylaşmak için mi buldum, kendi mi? Bu direklerin ucunda ki paçavra gerildikçe, pruvanın köşesinde duran şu küçük çan, çınlamaya devam edecek. Hiç şüphesiz ki; insan ruhu kesinlikle çamurdur! Yoğurmak istesen bile, sadece bir parçasına şekil verebileceksin. Yetenekli olduğun parçanı ve bir ömürlük zamanı veriyorlar ruhuna. Ne zamana kadar, öyle donup kalacaksın?

Günlerdir yazacaklarımı okuyorum. Yağmurlu camların ardından, ıslak topraklara göz atıp, oradan da gökyüzüne ve sıcak duygulara yolculuk ediyorum. Elementlerin arasında dolaşıp, çamurumu okşuyorum.

Son element kesinlikle çamur, her yere bulaşıyorum!

Kana susayan bir organa yüklediğimiz bunca anlam. Çevremizde oluşan çamur birikintileri ve gölgelerin arasında kalmış minik yarasaları çekmekten başka ne işe yarıyor? Avutmak zorunda olduğumuz bu canavarlar, aslında içi kanla dolu yüreklerimizi içmek için çırpınıp duruyorlar.

Şimdi günlerdir yazacaklarımı, sana okuyorum say…

Mutlu Ereriş
Ruhsal Gelişim

Çağrışım

19
Çağrışım
Çağrışım - Edebiyat

Bir düşüncenin veya görüntünün, bir başkasını hatırlatması: Çağrışım olarak bilinir.

Benim lakabım Dejavu, bana böyle sesleniyorlar. Nedense karşılaştığım çoğu kişi, beni bir yerlerden hatırladığını sanıyor. Konuşmayı öğrendiğim günden beri, girdiğim tüm sohbetlerde, kelimeleri bende yarattığı çağrışımlar üzerinden değerlendirmişimdir. Ancak bu şekilde bakış açılarını algılaya-biliyordum. Velhasıl çağrışım benim için çok önemlidir.

Çağrışımların oluşturduğu rezonanslar, bilinçaltımda yeterli doyuma ulaştığında. Farkındalık boyutundan, geçmişin fırtınasını şimdilik kasırgasına dönüştürebiliyorum. Eğer doğal gelmiyorsa sorun yaşadığınız anda değil çoktan yaşayıp bitirdiğiniz bir zamandadır. Sizlere çağrışımın çok pozitif bir araç olduğunu söylemek istiyorum.

Küçük ve dalından yeni kopmuş, yeşil bir elma, size neyi çağrıştırıyor? Tatlı, ekşi, sulu, Newton, yer çekimi, Âdem, Havva, yılan ve gırtlak. Bir elmanın bize çağrıştırdıkları ona sığdırdığımız hikayelere bakılırsa, neredeyse insan oğlunun merak ettiği her şeydir. Yasak olan şeylerin başında gelen bu meyve, bize hep çözülecek problemler getirir.

-Çağrışım-


Güneş gözlüklerimle, gölgede kalacak kadar sıcaktı hava. Işığa gözlerini diken böceklerin, kanatları sayesinde serinliyordum. Etraftaki yılanlar, yalan söyleyenleri cezalandırıyordu. Yalancılar, yılanların peşlerinden gidiyordu. Adına Dünya dedikleri, cehennemi arıyorlarmış. Parmaklarıyla işaret eden bir adam, orada yaşıyormuş. Dediğine göre gezmeye çıkan bu adamları, oraya götürebilirmiş. Hepsini dinliyordum.

Yer yüzünde seyahat edenler, haritalara bakıyorlardı. Gökyüzünde seyahat edenler, gözlerini kapatıyordu. Rüzgâr, her yerdeydi. Kum ve toz tanelerini, oradan oraya taşıyordu. Cehennem dedikleri bu yerde yalnızlık çok doğalmış. Milyonlarca yıldır soğutulan bu Mavi gezegen, bu yüzden ağzına kadar suyla dolu diyordu adam.

Kahverengi toprağa, kara toprak diyenler varmış. İçine bir şeyler gömmüşlerdi. Elleriyle gömdükleri çürüyordu. Kazarak çıkardıkları, hazine anlamına geliyordu. Hepimiz aynı ortamda yaşıyorduk. Ama Türkçeyi farklı biliyorduk. Kültür farkı sanırım. Benim tek amacım, derdimi anlatabilmekti.

Tanrının tuvalete ihtiyacı vardı. Her Tanrının var. Arka bahçesi. Tanrının çiçekleri. Baksana, Pi sayısının ritmlerini severim. Masaj gibidir. Bazıları Mesaj Diyor. Yani dıgıdık dıgıdık bir şey. Benim olayım ritm atmak değil, derdimi anlatmak.

Oğlum seviştikten sonra, insanın yanakları ıslak kalır mı ya? Sevişiyor muyuz, yalaşıyor muyuz? Yoksa ağlaşıyor muyuz? Islanmak için mi bütün bunlar?

Canlıların karşı koyamayacağı ihtiyaçları üç başlıktan oluşur. Zevk duymak, tembellik etmek ve doymak. Bunlar zihninize çakılı değildir, içgüdüsel demek daha doğru olur. Dikkat edin bu durumda hissedeceğiniz tek duygu “Acı” olacaktır.

Benim lakabım Dejavu, bana böyle sesleniyorlar. Nedense karşılaştığım çoğu kişi, beni bir yerlerden hatırladığını sanıyor. Eğer doğal gelmiyorsa sorun yaşadığınız anda değil çoktan yaşayıp bitirdiğiniz bir zamandadır. Sizlere çağrışımın çok pozitif bir araç olduğunu söylemek istiyorum.

Mutlu Ereriş
Edebiyat

Kaz Dağları

8
Kaz Dağları
Kaz Dağları - Yolluk

-Kaz Dağları-

Halimiz yok Abicim, ne yaptıysak o.
Ne eksik ne yok!
Uzandım bu yüzden, hep eşlikti çoğu.
Ya bat çık, ya bat çık boğul, ya yüzüp geç.
Sorma beni, diren sende be oğlum.
Yol epey uzun ve felaketli kabul de.
O neye, özgürlüğüm dediğinle alakalı.
Takipçin insan, özün sihir.
Lakin sakin uyur, çünkü hep içinde kalır özü.

Düşün ki; Her boğum bir düş.
Misal ben: çözdüğüm her düğümde, bir dağın tepesinde, efkarlı bir günde, tutuşturup tutuşturup çektiğim küçük sigaramla keyif ederken. Üzülüp üzülmediğimi tayin edemeyeceğim, bir dert isterim. Yeter ki bu densizlerin o yersiz kaprislerini nispeten az hissedip; Hadi en kötüsü, en fazla, kendi kendime artistlenip, diyeyim ki.
“İyiyim. İyiyim.”

Kimini perişan eden, kimini şair eder abi.
Kaz dağının eteklerindeyiz, zalim!
Ilımlıyı katil eden halin, halde, bak sonun bu olacak aciz!

Kimini perişan eden, kimini şair eder abi.
Bu müdahaleye dair!
Mülayimi fail eden halin, halde, kimini alim etmesi gibi yani.

Maksatım şu.

Doğa temelli vermez, nasıl anlatsam, az kalan şuurumla? (Dur.)

Yani bas baya su uyur da bazen ödünçtür,
her şey adamım.
E, huyu bu.
Miras bırakman için sana bırakılanı!

Kimi yaşar ve kimi gibi yapar.
İnsanla ilişikte hata.

İlla ineceğiz en dibe ki hedefimiz sekip fezaya,
Ay’la aynı hizaya gelip yapıp yakıp sigarayı,
gayri ihtiyari. Hayli üfleyip düşleyeceğiz.
Üstelik bu kez, ürperip düşmeyeceğiz.
Tüm seyri üstlenip, güçlenip, üfleyeceğiz yine.

Sınırdan öte, uhdeyiz ahire.
Ağacın önünde duran küçük bir kız olsa.
Oğlanlar gibi durabilir misin yine de?
Çiçek açmış dağları soymaya utanmıyor musun?
Ey, fakir gönüllü fukara!
Çalıların süpürdüğü bu toprakları.
Soluman için gübreleyen,
Tanrı şahidim olsun ki!

Sınırdan öte, uhdeyiz ahire.

Ağacın önünde duran,
Oğlanların annesidir. Doğa!

Bu kız çocuklarını, hep doğuracak.
Çek o pis ellerini bu dağların eteğinden.
Kaz dağları bizim!

Kimini perişan eden, kimini şair eder abi.
Kaz dağının eteklerindeyiz, zalim!
Ilımlıyı katil eden halin, halde, bak sonun bu olacak aciz!

Kimini perişan eden, kimini şair eder abi.
Bu müdahaleye dair!
Mülayimi fail eden halin, halde, kimini alim etmesi gibi yani.

Ritim ve birkaç kelime çalıntıdır…

-Kaz Dağları-

Mutlu Ereriş & Aga B
Yolluk

Yazdığım Laflar

23
Yazdığım Laflar
Yazdığım Laflar - Şiir

Yazdığım laflar, insan oldu.
Çıkardığım sesler, şarkı.

İyi insanlar, cennete gitti bence.
Ölümsüzlüğün anahtarı, hatırı sayılır bir hayat yaşamaktı.

Gezdiğim şehirler, rehber oldu.
Çizdiğim resimler, harita.

İyi insanlar, boşluğa düşüyor bence.
Varlığın anahtarı, eksiği tamamlamaktı.

Gördüğüm filmler, dram oldu.
Okuduğum kitaplar, sözlük.

Çıktığım kadınlar, duygu oldu.
Tüm inişlerim, korku.

Anlattığım hikayeler, kitap oldu.

Yazmadığım kelimeler, düşünce.
Yazdıklarım, şiir oldu.

İyi insanlar, nereye gidiyor sizce?
Boşa gitmiyorlardır, umarım.

Tuttuğum yeminler, söz oldu.
Bıraktıklarım, yalan.
Tutamadıklarım oldu.
Veremediklerim.

Umudumu kesmedim!

Uykumda gördüğüm, gerçek oldu.
İnanmadım.

Rüyamda gördüğüm, fanteziler oldu.
Uslanmadım.

İyi insanlar, yeni bedenler buluyor bence.
Hoşlarına gidiyordur, umarım.
Hiç utanmadım.

Aklımdan geçen, fikirler oldu.
Koynuma giren, tilkiye dair.

Elimi kesen bıçakla.
Hala, yemek yapıyordum ben.
Suç, onda değildi.
Bunu biliyordum.

Umudumu kesmedim!

İyi insanlar, yani ölenler nereye gidiyorlardı?
Nereye gidiyor bu insanlık?

Aldığım biletler, yolculuk oldu.
Geçtiğim yollar, çiçek gibi.

Soğuk günlerim, sımsıcak oldu.
Tenim, buğday gibi esmer.

Parasızlıktan çürüyen, elmalar yedim.
Dişlerim de çürüdü.

Sökülüp giden, elbiseler giydim.
İğne ve iplik için.

Yok olup duran, hayaller gördüm.
Yoksa, hayalet miydim?

Çok özledim ben.
Çok özledim.
Yaşadıklarımı, izlemeyi.

Öldüğüm zaman nereye gidecektim.
Kötü insanların gittiği bir yer var mı?

Kalbim hızla çarpmaya başladığında.
Kesin bir mikropla savaşıyordum.
Kan dolanıyordu beynimde.
Kesin bir çare bulacaktım.

Ama ölüyken, nereye gider bu insanlık?

iyi insanlar, cennete gider bence.
Ölümsüzlüğün anahtarı, hatırı sayılır bir hayat yaşamaktır.

-Yazdığım Laflar-

Mutlu Ereriş
Şiir

Hep Yek

12
Hep Yek
Hep Yek - Şiir

-Hep yek-

1:1

Şans benimleydi.
Buharlı bir trende, sıcak bir seyahatteydim.
Tüm vagonları ve kompartımanları geziyordum.
Bazı karanlık tünellerden geçiyorduk.
Tek başımaydım.
Zar tutuyorsun bile dediler.
Çifter çifter gidiyordum.
Yek, du, se, çar, penç, şeş!

2:2

Lokomotif,
karanlığa her daldığında,
düdüğünü öttürüyordu.
Dağların içinden,
eteğinin ucundan,
himalayanın göğüslerinin arasından,
dudaklarının kıyısından geçiyorduk.
Dur bağırma, diyordun.
Sessiz olmalıydım.
Du, se, çar, penç, şeş!

3:3

Tren yolculuklarında, serap görmüyordunuz.
Develeri, kıtaları, aşmıyordunuz.
At sırtında, güneşe doğru koşmuyordunuz.
Kement atıp, rodeo yapmıyordunuz.
Nehirler, yolunuza çıkmıyordu.
Sınırları daha önceden çizilmiş tek bir yolculuk,
sadece hayal kurabildiğiniz, demir yığınları vardı.
Sürekli ileri giden bu yolda,
İnsanların inşa edemediği, devasa kayalar vardı.
Dü-ş-se!
Se, çar, penç, şeş!

4:4

Dört köşe olmanızı sağlayan, bir manzara,
etrafımızı sarıyordu.
Bulutlar, gökyüzü, her şey, birbirine giriyordu.
Sis diye sesleniyorduk, pencerenin buğulu yüzüne.
Dört cihanda görülebilen, tek hayali yaşıyorduk.
İstasyonlar, yayın kuruluşları, gök yüzünden haberler.
Her şey dört köşeydi.
Çar, penç, şeş!

5:5

Kapıların üstünden, diyarların içinden,
sokakların haberi bile yokken,
caddelerle kesişmeden, gidiyorduk.
Hava durumu, keşişleme!
Güney doğudan esen yeldi.
Akça yel, karayele karşıydı.
Yönümüz belli, neticemiz, soğuktu.
Dü-beş geldi.
Dü-beş.
Penç, şeş!

6:6

Ormanların üstünden,
çakıl taşlı, yollar geçiyordu.
Gökyüzüne uzanan, ağaçlar değilmiş.
Dallarında hayvanlar,
köklerinde insanlar, vardı.
Hiç biri uzanamıyordu.
Ne kadar tırmanırsanız tırmanın,
üzerinizde bir şeyler vardı.
Tren çok bilgeydi. Etraf çok boştu.
Dü-şeş, diyordu.
Dü-şeş!
Şeş!

Tek olmanın verdiği özgürlük,
gerektiğinde çift atabilmektir.

Hep yek-tir!

Mutlu Ereriş
Şiir

İstikrarlı Hayal Hakikattir

24

İbrahim Sarıpınar | İstikrarlı Hayal Hakikattir | Ev Kayıtları

Söz-Müzik: Gaye Su Akyol

Of, bu ne biçim hayat
Bu nasıl bi kafa?
Yatırır adamı, hop falakaya.
Dere gibi akar, dertte yüzeriz.
Uçuyoruz evet, çünkü güzeliz.

İstikrarlı hayal hakikattir.
Ölüm var mı yoksa bir rüya mı?
Derdim derdine ortak olsun.
Aşk şarabın, düşle dolsun.

Al, sazım anlat ben yoruldum.
Sığamadım her yerden kovuldum.
Denize yakışan martı gibiyiz.
Nereye eserse oraya gideriz.

İstikrarlı hayal hakikattir.
Ölüm var ve bu bir rüyadır.
Derdim derdine ortak olsun.
Salla be hayat rock’n roll.

-İstikrarlı Hayal Hakikattir-

İbrahim Sarıpınar
Jukebox

Reklam Alanı

Popüler Yazılar

Durak

Durak

Baka Baka

Baka Baka

Yani Yo Man

Yani Yo Man

Ay Tutulması

Ay Tutulması

3000+ ABONE ARASINA KATIL
where is human?

Haftalık bültene abone olun, yeni içerikleri kaçırmayın.

Abonelik işleminiz tamamlandı.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.