22.6 C
Istanbul
Perşembe, Ağustos 22, 2019
- Bu Alana Reklam Verebilirsiniz -
Home Blog Page 3

Antilop

18
Antilop
Antilop - Edebiyat

Hey Antilop, “sesini bir tık kısar mısın dedi.” Dört tık kıstım! Bir kerecik olsun, söylediğimde yap dedi. Sesini kısamıyordum! Gerçekten okuyorsanız, beni anlarsınız, kadınlar ne istediğini bilmiyor. Sadece hissetmek istiyorlar!

Aşk! Tam sevgi hali değildi, tam bağımlılık haliydi.

Betonda açan çiçekler, kar çizmelerinde yaşayan bitkiler, kaldırımda uyuyan ağaçlar, ahşap masanın üstünde duran porselen tabaklar. Yaşam bunca yerden hortlayıp dururken, ölüler gibi davranıyorduk!

Hayattan hiç bir şey beklemiyordu. Canımı yakması yeterliydi! Parayı ben ödemediğim sürece, herhangi bir şeye bağımlı olacak birine benzemiyordu.

Herhangi biri için, herhangi biri olabilirdim. Serinkanlı olmaya karar verdim! Bağımlı olmak böyledir, işte! Bir şey bilmek istemezler.

“Neredeyim ben?” Diye bağırıp! Başlangıç’ta burada değildim, son’da da burada olmayacağım.. Felsefesini tüttürürler. Ama kafaları çok iyidir!

Aşk, tam bağımsız olacakken toplumun ayaklanması gibidir.

Çizgili tişörtlere -desenli- denmeyeceğini bildiğim için, iç çamaşırlarını hayal ediyordum. Bazen koyu renk kıyafetlerimle üzerini örtüyor, oluşan motifleri parmağımın ucuyla düzeltiyordum!

İnanmadığınız yolda yürümeyin, çünkü dinlenmiyorsunuz! Uykuda bile beni sayıklıyordu. Kafasında bana ait rüyamsı bir görüntü, gerçekten var mıydı?

Ateş istediği için ölen o esmer adamın yaşamdaki amacı, su içen şu yaşlı amcanın yaptığı seçimle doğru orantılıydı, sanki. Ben bu yüzden sigara içiyordum, seçimlerim hep dumandan ibaretti!

-Antilop-

Hayvan derisinden yapılma kıyafetler giymişti. Hayvan postu değil! Düğmeleri metal, kırık tırnaklardan yapılma, siyah bir ceketi vardı. Bronzlaşmış soluk renkte bir Eskimo’nun derisinden bozulmuş kazak, daha dünkü çocuk bir İngiliz’in güneşte bekletilmiş derisinden pantolon, Ala dağlı bir Ustanın yaralarından yapılmış şifalı deri bir ayakkabı, boynuna geçirilmiş ve göbeğe doğru sarkıtılmış ilmik ilmik deriden bej rengi bir kaşkol.

Jilet gibiydi! İdamlık gibi! Çilek gibi! Kendini dev aynasında gören bendim..

Hayatının tek eğlencesi rakibe sayı kaptırmamaktı, dayanamayıp söyledim. Tek bir rakibin olsun! Eski bir dikiş makinesi ile diğer ıvır zıvırları birleştirmeye çabalamak, ne bileyim işte.. Sürekli her boka kıyafet dikmek, terzilerin işiydi!

Sıradan bağımlıları siyasetçiler ele alıyordu..

Çünkü, bu topluma dayalı bir denklemdir!

Başka bir şey olmak isteyecek kadar motivasyonu olmayanlar. Betonda açan çiçek, kar çizmesinde yaşayan bitki, kaldırımda uyuyan ağaç, ahşap masamın üstünde duran porselen tabaklar olabilirler! Yaşam bunca yerden hortlayıp dururken, ölüler gibi davranmayı bırakmalıyız..

Tam bağımsız olacakken, aşık olmuştu!

Hakkında anlatılacak tek hikaye, yüz elli yıl önce bir gün, Fas kıyılarından binlerce antilop hep birlikte denize atladı. İtişip kakışarak boğuldular.Tüm Afrika’dan geliyorlardı, ormanlardan, dağlardan, savanalardan; kararlaştırılan gün, kararlaştırılan yerde toplandılar ve kendilerini öldürdüler.

İnsan vücudunda durmaya dayanamıyorsa ölür!

Mutlu Ereriş
Edebiyat

Bir Çift Tek Aşk 4

29
Bir Çift Tek Ask 4
Bir Çift Tek Ask 4 - Edebiyat

Bir Çift Tek Aşk 4 – Kadın

Bankta oturmuş bir yabancı hakkında düşünüyorum, bu olacak şey değil. Etrafımda olup bitenlerden kendimi alamazken, bu da nereden çıktı şimdi. Gözlerimle takip ettiğim şeyler daha çok aklımda kalmalı öyle değil mi? Sırt çevirdiğim bu adam beni mi takip ediyor? Gözlerinin içine bakmamalıyım!

Hareketsiz kalırsam belki öylece geçip gider. Hem böylesi daha iyi, görmedim derim. Gündüzleri uyanık kalmak için bunca çabalayıp, bank köşesinde görünmez olmaya çalışmak, bana neden iyi geliyor? Peki martılar nerede bugün, harcayacak vakitleri kalmadı mı? Eğer zihnim rahat verirse bu çocuğu düşünmekten fazlasını yapabilirim.

Sanırım o buraya doğru geliyor. Umarım saçmalamaz! Çünkü aklım, bu bank kadar rahat değil. Hayal kurmayı bırakmam çok önemli!

“Merhaba. O ağacın altında ki gölge yer sana mı ait?”

Hemen cevap vermezsem eğer, onu umursamamış gibi görünebilirim. Gerçi sessizlik bir cevap olsaydı, hep susardık öyle değil mi?

“Evet bana ait.”

Duyduğum sesleri önemserim. Bu hep böyleydi aslında, sonuçta işittiğim şey önemli değilse, duymadığım kesindir! Cesur biri gibi konuşuyor yaaa! Mm nasıl desem, güvenilir biri bu!

“Adın ne?”
“Sır”
“Nasıl yani adını hiç kimse bilmiyor mu?”
“Hayır,adım gerçekten Sır”

Bana sırrımı hayatı boyunca saklayacağını söyledi. Ağzı iyi laf yapan, esprili adamların, tatil günü sahilde ne işi olabilirdi?

“Senin adın nedir?” Diye sordum.
“Tan” dedi.

-Bir Çift Tek Aşk 4-

Güneşin doğmasına yardım ettiğimi söylemiştim. Dedim ya, çok büyük sorumluluklarım var benim! Hislerim herhangi bir tehlike sezmiyor, huzurlu bir an yaşıyordum.

Tanıştığına memnun olduğunu söyleyince, onu onaylayarak oturmasını istedim. Bank kadar rahat olmasam da, banka kadar güvenliydim.

Duraksayarak konuşması düşünmem için bana zaman tanıyordu. Çoğu insan size fırsat vermez. Kim bilir aklından neler geçiyor diye düşünerek vakit kaybetmek istemedim. Ama bakışlarında beni beğendiğini gösteren, gizleyemediği o ifadeyi sevmiştim. Şapşal ve yaramaz bir ifadeydi. Genelde detayların içinde yüzen bir insan olarak sahilde dolaşmayı tercih etmem de bu yüzdendi.

Heyecanlandığında gözleri fırlayacak gibi, sakinleştiğinde kaz ayakları belli olacak gibi bakıyordu. Farklı görünüyordu aslında, her gün karşılaştığınız insanlardan çok farklı.

“Benimle sahilde yürümek ister misin?” Deyince.
“Olur.” Dedim birden.

Ayağa kalktığımızda gölgesi boynuma dolanmıştı. Bu sıcakta yürüyeceksem bu gölgeye ihtiyacım var diye düşündüm. Genelde etrafa şöyle bir bakıp, yaşamdaki nesneler hakkında düşündüğümden, bu çocuğun üzerimde yarattığı etki çok garip geliyordu.

“Buraya sürekli gelir misin?” Diye sorunca.

“Üç sene boyunca hemen hemen her gün bu sahile geldim. Sahil bana umut veriyor. İşaretlediğim yerler arasında ruhuma iyi gelen yer, işte burası!” Diye mırıldandım.

“Tan,” yabancılara benziyordu. Farklı bir ülkeden, farklı bir kültürden, geliyordu sanki. Yürürken dikkatimi çekti, neredeyse herkes şaşıran gözlerle onu izliyordu. Kim olduğunu merak ediyordunuz. Lakin, bu imrendiğim bir özellik olsa da dikkatli davranmalıydım. Çünkü; bir faşist olduğumu ya da insanları dış görünüşüne bakarak değerlendirdiğimi düşünebilirdi. Birini tanımak için onu merak etmeniz gerekir. Er ya da geç keşfettiğiniz şeylerden sıkılırsınız. Ama bu farklıydı sanki.

“Nerelisin?” Diye sordum.

“Pek oralı olduğumu söyleyemem” Diye cevap verdi. Komikti! Yani görüntü olarak buralı değilmiş. Haklıydı!

Buranın yerlisiyim, “İzmirliyim” diye ekleyince gerçekten şaşırmıştım.

“Peki bu ten rengi, bu saçlar” Diye sordum tekrar.

Annesinden bahsetti. Melez olduğundan, kendini çok sevimli ifade ediyordu. Türkçesi aşırı güzel ve akıcıydı.

Onu dinlemek, izlemek çok keyifliydi!

Devam edecek…

Mutlu Ereriş
Edebiyat

Bir Çift Tek Aşk 3

20
Bir Çift Tek Aşk 3
Bir Çift Tek Aşk 3 - Edebiyat

Bir Çift Tek Aşk 3 – Erkek

Tatil sabahlarında uyanmanın, geceleri faytona dönüşen bal kabağıyla ilgisi yoktu. Nefes almaya devam ederken, nefesimi tutmak birdenbire aklıma geliyordu. Gözlerinin içine bakmaya, onunla tanışmaya karar verdim!

Normalde çok utangaçtım. Ama o gün anladım ki; utangaç dediğin bir kadına böyle bakmazdı.

Yerimden doğrulmak ve uyuşuk ayaklarımı ileriye doğru savurmak,hatta tatile bir son vermek istedim. Deniz birdenbire hareketlendi. O büyük su birikintisi dalgalanmaya başladı. Turuncu ışıkların içine doğru kozmik bir yolculuğa çıkıyordum. Yaklaştıkça heyecanım giderek artıyordu!

Bir kaç adım sonra sırtına yakın bir yerden beni hissettiğini bilerek ona seslendim. Arkasına hiç bakmamıştı. Gözlerini hala görmemiştim.

“Merhaba. O ağacın altındaki gölge yer, sana mı ait?” İstifini bozmuyordu. Bir süre daha sessiz kalmaya çalıştı. Elbisesinin üstünde yaprakları turuncu olan çiçekler vardı. Sırtındaki ağaç dövmesi toprağa kadar uzanıyordu. Kökleri sağlam olsa da ağacın dallarında hiç yaprak yoktu. Gelebilecek tüm sorulara cevap vermeye hazırdım. Sessizlikle baş etmek benim gibi biri için oldukça karmaşıktı. “Evet bana ait” dedi. Sesi, rengine göre daha cılız ve içten gelmişti. Uzun uzun düşünüp,kelimeleri seçiyor olabilirdi. Bu kadar kısa ve net cevap veriyorsa bir bildiği olabilirdi.

“Adın ne?” diye sordum.“Sır” diye cevap verdi.“Nasıl yani adını hiç kimse bilmiyor muydu?” Bu beni heyecanlandırmıştı. Adını öğrenebilirsem sırrını benimle paylaşmış olacaktı. Yalnız kalmış ya da kalacak birine hiç benzemiyordu.

Ben onunla yalnız kalmak istiyordum!

Pejmürde olsak eş, birlikte olsak eşleşmiş olacaktık. Yalnızlık bazen böyle bir şeydi. “Hayır,adım gerçekten Sır” diye tekrar etti. Ona sırrını hayatım pahasına saklayacağımı söyledim! Çok güzel bir isimdi. Anlamına zıt gelen hiçbir kelime yoktu. Cam gibiydi.

-Bir Çift Tek Aşk 3-

“Senin adın nedir?” diye sorunca “Tan” diye cevap verdim. İlk defa duyuyor gibiydi. Şaşırdı diyemem ama aklında kalacağı kesindi. Artık gözlerini görebileceğim kadar yaklaşabilirdim.

Banka oturmak için izin istemeden önce tanıştığımıza çok memnun olduğumu söyledim. Beni onayladı ve otursana diye ekleyiverdi. Sahilde olduğumuzdan mı bilmiyorum. Sanki kıyılarında yalın ayak dolaşıyordum!

Yüzü çok ama çok güzeldi. Gözlerini görmek için saatlerce nefesimi tutmam gerekiyordu. Saçları, mercan kayalığında savrulan turuncu yosun saçakları gibiydi. Bakışları saçakların arasında gizlenen küçük okyanus balığı kadar kayıp, göz kapakları bir o kadar yorgundu.

Güneş pullarından yüzüme yansıyor, gözlerimi kör ediyordu! Gözlerine bakmak yerine, kör olmak çok ironik gelmişti. Direnmeyi bırakıp gözümün içine bakacağı anı hayal etmeye karar verdim!

“Benimle sahilde yürümek ister misin?” diye seslendim. Başını hafifçe sallayarak, “olur” diye işaret etti. Ayağa kalkarken gölgesi ayaklarıma dolandı. Bunu hissettiğini biliyordum.

Kuzey doğu yönünde hareket etmeye başladık. Yolun sonunda her zaman ki gibi, büyük bir dağ vardı. Yamaçlarını bahar ele geçirmiş, uzun vadiyi rüzgar koruyordu. Saçlarını savurarak çiçek tohumlarını yakalıyor, aklımı başımdan alıyordu. “Buraya sürekli gelir misin?” diye sordum. Üç sene boyunca hemen hemen her gün bu sahilde olduğunu söyledi. Sahil ona umut veriyordu. “İşaretlediğim yerler arasında ruhuma iyi gelen yer, işte burası” diye ekledi.

Hareketlerinde garip bir hüzün vardı. Ama çevrede bıraktığı etki, neşeli ve çok hareketliydi. “Nerelisin?” dedi bana. Pek oralı değildim. Yani görüntü olarak demek istedim. Ama yerliydim! “İzmir” diye cevap verdim. “Peki bu ten rengi, bu saçlar” dedi. Annemden bahsettim. Ne tür bir melez olduğumdan, ben anlatırken gevrek gevrek gülüyordu. Çünkü; o da “Ege” bölgesindendi!

Ay çekirdeğine çiğdem diyorduk!

Devam edecek…

Mutlu Ereriş
Edebiyat

Bir Çift Tek Aşk 2

10
Bir Çift Tek Aşk 2
Bir Çift Tek Aşk 2 - Edebiyat

Bir Çift Tek Aşk 2 – Kadın

Geceleri uyanıp güneşin doğmasına yardım etmeye başladığımdan beri uykuyla hiç aram yok. Bu alaca karanlık, yer çekimsiz uzay boşluğundan farksız. Yüzüme bakıp aldanmayın ama bir sürü sorumluluğum var benim. Bu yüzden sabah olana kadar rüya görmek istiyorum. Bir şey diyeceğim. Ben yaşadığım yeri koklayarak bulabiliyorum. Gözlerim kapalıyken yani. Burnum tıkalı bile olsa, herhangi bir yere dokunmadan, bir şeylerin tadına bakmadan, buraya geri dönebiliyorum. Pek uzaklaşamıyorum sanırım.

Çok duygusal olduğumu söylüyorlar sadece, güzel kokuyorsa öyleyimdir diyorum!

Bu gece yıldızlar bir şeyler dileniyor. Fısıltılarını bazen duyabiliyorum. Küçük köpek, galaksiye durmadan havlıyor. Büyük ayı, saman yolunda somon peşinde! Gezegenler nehrin sonunda nöbet tutuyor. Gökyüzü çok ama çok dehşet verici yine!

Güneşin doğması için hayal kurmayı bırakmam çok önemli benim. Çünkü gerçeğe uyanmak büyük bir fantezi sonuçta. Lakin gün birazdan başlayacak ve ben erkenden yola çıkmak istiyorum. Sizi temin ederim. “Güneş doğarken ışıkları kapatan, sadece biz insanlar değiliz.” Aslında geceyle ilgili tüm fikrim bu!

Ağzımı suyla çalkalayıp yüzümü ıslattıktan sonra dişlerimi fırçalayacağım. Ve bunu günde üç kez yapıyorum. Bazen sırasını değiştirmek bile iyi geliyor. Dişimi fırçalayıp ağzımı suyla çal-kalıyorum. Yüzüm kupkuru kalıyor.

Neyse. Sabahları çekilmez oluyorum! Söylemiş miydim?

-Bir Çift Tek Aşk 2-

İki katlı bir binanın, ilk katında yaşıyorum. Komşumu pek tanımam. O benden sonra geldi ve beni hiç ziyaret etmedi. Bir yerde duymuştum, kat sayısı arttıkça daha çok “insan tanımaz” hale geliyormuşuz. Eee minimalim zaten ben! Aman ne gerek var canım. “Yalnızlık insanı hep kasıklarından yakalıyor” nasıl olsa.

Küçük bir balkonum var benim. Önünde kocaman bir ağaç olduğu için, ağaç evde yaşıyor sayılırım. Ne demiştim. Hayal kurmayı bırakmam çok önemli!

Genelde evden dışarıya çıktığımda, özgür hissetmek için denize çok yaklaşıyorum. Bu davranış, intihar etmek hatta boğulmak gibi! Düşünsenize özgür olmak için, boyunuzdan büyük işlere kalkıyorsunuz! Hayatınızın bir parçası bu işte “ölüm” yaşamın bir parçası! Deniz çok derin yahu. Boyumuzdan büyük! Ha, bir de okyanus var. Omygod!

Genelde nereye gittiğimi bilmem, sadece denizi hatırlarım. Zihnim yoğun olduğundan, hep sahilden giderim. Dışarıdan nasıl göründüğüm değil, içimde neler olduğudur mesele. Böyle başlamıştı günüm. Pencereden dışarı bakıp neden böyleyim diye soran kız kuruları gibi hissediyordum! Kendimi çoktan kaybetmiştim ama hala arıyordum.

İlk karşılaşmamız böyle oldu işte. Çiğdem kabuklarını takip ederek yürüdüğüm yolda, en sevdiğim gölgenin dibine uzanmıştı. Ağaç evin tadını çıkartıyordu. O gidene kadar, biraz ileride ki banka oturup dinlenmeye karar verdim. Yalnızlık, yok olmak ve anlamsızlık sorunlarım bekleyebilirdi.

Genelde yaşam alanımı işaretler ve bölgenin dışına pek çıkmazdım. Sırtımı yasladığım ağacı, kendine minder yapmıştı. Sürekli izlediğim deniz, sanki televizyonu olmuştu. Bu adamla ortak yanımız ne olabilirdi? Çok kahverengi görünüyordu, çikolatanın tonları gibi.. Bu oldukça merak uyandırıcıydı.

Gri giyinmişti. Şeffaf bir imaj çiziyordu, sanki. Hüzünlü girdaplar gibi çekici, neşeli ırmaklar gibi canlıydı. Güneşte sırıtan erkeklerle pek ilgilenmezdim. Lakin bu farklıydı. Gizemli bir parlaklık omuzlarında geziyordu, sanki.

Ona sırtımı dönmeye çalıştım, dürtükleyip durdu beni. Heyecan sahilde güneşlenirken başınıza gelecek şey değil.

Heyecan yalnızlık, yok olmak ve anlamsızlık, sorunlarını unutturan şeydir!

O kadar dalmışım ki, avucuma düşen ateşi bile unuttum!

Mutlu Ereriş
Edebiyat

Bir Çift Tek Aşk

16
Bir Çift Tek Aşk
Bir Çift Tek Aşk - Edebiyat

Bir Çift Tek Aşk – Erkek

O sabah güneşin göz kapaklarımı açacak kadar bana yaklaşması, doğum günümün yaklaştığını hatırlamam ve kahvaltının etrafa yaydığı o güzel koku eşliğinde uyandım. Normalde ailesiyle yaşayan erkekler hakkında çok iyi şeyler düşünmem!

Bu sabah bu düşüncelerimden pek eser yoktu. Uzun zamandır eksikliğini hissettiğim, yumuşak, güzel kokan, şefkat içeren ve kaygısız bir tatil sabahıydı işte.

Üzerime sade ve renksiz olan gri tişörtü geçirip, bacaklarım görünmesin diye aynı renkteki pantolonu giyerek, hemen dışarıya çıkmaya karar verdim. Dört katlı bir apartmanın terasında, üç cepheden güneş gören, altı yüz elli metrekarelik bir dairede yaşıyordum!

Etrafta ıhlamur ağaçlarıyla kırıştıran yasemin çiçekleri vardı! Tam da parfümlerini sıktıkları zamanlar, ıhlamur ağacını baştan çıkaran yasemin “beni takip et” diyordu. Patikanın sonundaki sahil oldukça canlandırıcı ve sizi yoracak kadar uzundu. Bende sahile gitmek istedim.

Hava o gün oldukça açık olmasına rağmen asla unutamayacağım bir detaya sahipti. Güneşin tepesinde bir şapka gibi dolaşan küçük bir bulut haresi vardı. Bu sıcak havanın bazı detayları kulağıma iyice küpe olmuştu. Doğu yönünde sahili takip ederek etrafı dikizlemeye başladım. Normalde olduğu gibi yine kendimle ilgileniyordum aslında, etrafımda olanları dikizlemek bana hep iyi gelirdi.

Küçük boyutlara sahip orta yaşlı bir köpek, sahibi uzağa gittiği için telaşlanıyordu. Sahibi ise, “gel oğlum – gel buraya” diye söylenmeye başlamıştı. Köpeğin dili dışarıda olduğu için yorgun olduğunu düşünmüştüm. Sahibi “seni lanet köpek” diyerek hislerini dile getiriyordu. Ve çok iyi anlaştıklarını söyleyemezdim.

-Bir Çift Tek Aşk-

Biraz ileride küçük, beyaz bir bina vardı. Yelken spor kulübü binası. Belli ki toplanıp denize mi açılsak tarzı bir etkinlik yapmaya karar vermişlerdi. Lakin güneş onlara resmen dil çıkartıyordu.

Macera için kendini doğaya teslim edenler, havanın dilinden bugün pek anlamıyorlardı! Rüzgar gibi geçtim önlerinden, gülümseyen suratla küçük daireler çizerek, kağıttan uçak misali süzüldüm sahile. Bir süre daha yürümeye devam ettikten sonra, dinlenmek ve biraz serinlemek için büyük bir ağacın altına sığındım.

Denizde bir sürü tekne, vapur, feribot ve gemi vardı. Daldım aralarına mülteci misali, göçüp gittim azıcık. Gölgede insanın gözleri fal taşı gibi açılıyor yahu, deniz insanın içini açıyor.

İlk karşılaşmamız böyle oldu işte. Çimleri eze eze, yalın ayak, (çıplak bileklerini örten kumaşı dizlerine kadar çekmişti) hışırtı gibi sesler çıkartarak, geçiyordu önümden. Bu seviyeden sadece bacaklarını görebiliyordum ama bu derinlikte hissetmek için gözlerine bakıyor olmam gerekirdi!

Aramızdaki mesafe arttıkça tüm varlığı gözlerime doluyordu. Kum fırtınası gibi değil. Daha çok “Rembrandt Siyahı” olarak adlandırılan, tutturulamayan renk tonu gibi.

Bir de siyah değil.. Turuncuydu, turuncu!

Gözlerimi ovuşturarak görüntüyü netleştirmeye çalıştım. İçimden “arkana bak” desem de, arkasından ona bakıp duruyordum!

Evet evet, nefisti!

Başında duran güneş gözlükleriyle orada duran bir bankın üstüne oturuverdi. Güneş gözlüklerini gölge yapan bir tenteye, bankı ise turuncu renklerin yoğun olduğu bir çiçek bahçesine dönüştürdü.

Sihirli olan burnu mu yoksa gözleri mi henüz görememiştim. Lakin bu derinlikte hissetmek için gözlerine bakıyor olmam gerekirdi.

Evet çok masalsı bir an yaşanıyordu. Yanına gitmek için bal kabağından fayton yapsam, turuncu bahçeye çok yakışırdım diye düşündüm.

O sahilde bulduğum şey, gerçekten turuncuydu!

Devam Edecek..

Mutlu Ereriş
Edebiyat

Karakter Meselesi

21
Karakter Meselesi
Karakter Meselesi - Edebiyat

Karakter meselesi önemlidir!

Bedenimi kucağın, dizlerin, popomun ve beşiğin taşıdığı zamanlardan sonra.. Ayaklarımın üstünde durmaya başladım.. Daha sonra bisikletler, arabalar, otobüsler, tekneler ve rüyalarım şeklinde devam etti, bu taşımacılık.. Yürümek zaman almıştı ama, hayat yürüyüş kadar kısa sürmüyordu.. Saçlarım kıvırcık, uzun, bukleli ve şımarıktı.. Tenim koyu, renksiz ve kavrulmuştu.. Uzun süre, sessiz kaldım.. Çok uzun süre.. Annemi dinledim.. Babamı dinledim.. Çok uzun süre..

İzlemek insana çok şey katıyordu!

Okula gittim.. Bir sürü çocuk vardı orada.. Farklı sesler, hayaller, üzüntüler, eksiklikler, yaşanıyordu.. Herkes bir şeye odaklanmıştı.. Ama bazıları, “dikkat dağınıklığı var” bu çocuklarda diyorlardı.. Yetişkinler işte, odakları genişlerken, düşünceleri hep daralıyordu.. Utangaç davranıyordum.. Yani bana utangaç diyenler, çekingen diyenler, korkak diyenler ve kendi lugatına göre, beni biçimden biçime sokanlar vardı.. Ben aslında özgürlük arıyordum! Utangaçlar özgürdür, çoğu zaman.. Alanı paylaşmak yerine, kendi paylarını belirgin hale getirirler.. Utangaçlar adildir, çoğu zaman.. Kimsenin alanına, öyle pat diye girmezler..

Düşünmek, izlemekten farksızdı ve insana çok şey katıyordu!

-Karakter Meselesi-

Konuşmak için bunca yıl bekledikten sonra, bir şeyleri biriktirmeye gerek kalmıyordu.. Çünkü, her taşın altına bakıyordum.. Annemden duymuştum.. “Tabiat sana kim olduğunu anlatır” demişti.. Bende hep doğayı izledim.. Gerçekten çok konuşuyordu.. Çok güzel anlatıyordu.. Bunca yaratık, bunca yaşam, bu canlılar, otları ayaklarıyla çiğnerken! Ben rüzgarla sohbetlerini dinliyordum.. Rüzgara, yeşil rengimi güneşe borçluyum dedi, bir kere.. Bilge rüzgar, o tam olarak öyle değil diye fısıldadı.. Nasıl değil, güneş bana çok iyi geliyor dedi, ot.. Rüzgar, ben olmasam, söylediklerini bile duyamaz dedi.. Ot gülümsüyor mu? Ne yapıyor? Tam bilemedim.. “Ama ağzın iyi laf yapıyor” gibi bir şey demişti.. Rüzgar, hemen ekledi.. Senin bu güzel rengin, güneşi de yaratandan geliyor, sakın bizi ayrı düşünme diye, esti geçti.. Küçük çimi!

Dinlemek, izlemekten farksızdı ve insana çok şey katıyordu!

Konuşmaya başladım sonra.. Gördüklerimi anlatmıyordum.. Sorularıma cevap arıyordum, sadece.. Sarsılmaz inançlara sahiplerdi.. Her soruda inançlarını zedeliyordum.. Manipülasyon diye bir şey vardı bende.. Yani, bilmem kaç milyon tür “böcek” varsa, çeşitlilik iyi bir şey olmalıydı.. Geriye barış içinde yaşamak kalıyordu.. O yüzden “böcek” demişlerdi kendilerine.. Tabi bu ismi insanlar iletişim kursunlar diye koymuş olabilirlerdi.. Genel bir isim koymak gerekirse, onlarda bizim gibi canlıydı işte.. Organlarımız farklı diye, yaşamaktan vaz mı geçelim? Kendimle konuşuyordum hep, bunu çok sonraları fark ettim.. Sanki karşımda bir ayna vardı.. Ben soruyordum.. O cevap veriyordu.. Ayna ayna, söyle bana, kimim lan ben, diyordum.. Hiç unutmam.. Karanlıkta sorduğum sorulara, pek bir yanıt alamıyordum.. Işık gösteriyorsa, karanlık susuyordu.. Bir saklandım, bir saçıldım.. Bazen de çok pis dağıldım..

Sormak, izlemekten farksızdı ve insana çok şey katıyordu!

Mutlu Ereriş
Edebiyat

Dejavu

4
Dejavu
Dejavu - Şiir

“Dejavu”
Daha önce yaşamıştık bunu.
Zaten görmüştük bu filmi.
Rüyamızdı biliyorum.
Öyle demiştin hatırla.
Bir gariplik vardı.
Bir şeyler ters gitmişti.
Muazzam derecede tanıdıktı.
Bugün bunu, ikinci kez yaşıyorum!
Yemin ederim.
Gözlerim açıkken bile hissedebiliyorum!

Kuzeyde, bir evde yaşıyorduk.
Önümüzden sümüklü böcek geçmişti.
Uzun zaman yaşamıştık orada.
Sümüklü böcek geri dönüyordu.
“Dejavu” dedin.
Bu çok tanıdık!
Bugün bunu, ikinci kez yaşıyorum!
Yemin ederim.
Gözlerim açıkken bile hissedebiliyorum!

Güzel anıları hatırlamaya çalışırken.
Kötü anılar aklımızdan hiç çıkmıyordu.
Canım yanıyor ama, yaşıyorum diyordun.
Ölseydin hiç hatırlamayacaktın.
Hafızam beni yanıltmıyorsa,
unutmayı hatırlıyordun.
Bugün bunu, ikinci kez yaşıyorum.
Yemin ederim.
Gözlerim açıkken bile hissedebiliyorum!

Ucunu ateşe verdiğin şeyler vardı.
Ağlarken yazdığın mektup,
efkardan içtiğin sigara,
çatırdayan dal parçaları
ve onun yaprakları.
Dumanı tüttükçe ah çekiyordun.
Unutma ayini!
Unutma!
Bugün bunu, ikinci kez yaşıyorum.
Yemin ederim.
Gözlerim açıkken bile hissedebiliyorum!

Yaşananları silip, yeniden başlayamıyorsak.
Aklımızda tutmak için, böylesine yaşıyorsak.
Hep o küçük dairelerde, küçük bedenimizde kalıyorsak.
Mühim olanı hala anlayamamışız demektir!
Bir gün gelir, üçüncü kez yaşarsınız!
Yemin ederim.
Gözleriniz açık açık gidersiniz!

Size bir sır vereyim mi?

“Biz var ettiklerimiz, yok olana kadar yaşarız..
Neyi tükettiğimize çok dikkat edin!”

Ben gözlerim açıkken bile hissedebiliyorum!

Mutlu Ereriş
Şiir

Kedinin Tüyleri

13
Kedinin Tüyleri
Kedinin Tüyleri - Edebiyat

Sehpanın üzerindeki kırıntıları takip ediyordu.. Kedinin tüyleri hakkında söyleniyordu.. Oda havasız kalmış diye, nefes almak bile istemiyordu.. Kanatlarını çırparak kırıntıları süpürebilir, kedinin tüylerinden kendine yastık yapabilirdi.. Nefes almak için pencereyi açıp, o girdiği kafesten şimdi çıkabilirdi..

Bir güvercinden fazlası olsa da.. İnsan hep böyle eksikti işte!

Nasıl hissettiğini anlamak ve anlatmak için hakkında yazılar yazıyordum.. Yazdıklarımı okumadığı için, onunla empati kuramadığımı sanıyordu.. Bazen yaşadığınız hayat sadece sizle ilgili sanıyorsunuz.. Bazen de her şey başkasıyla ilgili oluyor.. Bu tip ayrımlarda, tek fark! Nasıl düşündüğünü anlamak ve anlatmaktır.. Bence!

Düşüncelerinde kendini lider olarak tanımlamış bir insan.. Duygularında korku ve endişe frekansını, yok sayma eğilimi gösterir.. Bu sayede öne atılan ve birilerinin hakkını savunan kahramanlar olurlar.. “Gurur” kelimesi onlar için temel bir değerdir.. Ve bu tanıma sahip kişiler genelde kalp krizinden ölürler!

-Kedinin Tüyleri-

Aklınızdaki bin düşünceye karşılık, tek bir duyguya sahip olduğunuzu bilseniz.. Ne yapardınız?

Annesi temiz olmak çok önemli demişti.. Babası pislik.. Sırf bu yüzden, pikniğe gidemiyorduk.. Bu garip dünyada cam gibi dolaşmak, bizi birer toz bezine çevirmişti.. Ne düşünürsek, onu hissediyoruz sandık bir süre.. Hissettiklerimizi düşünmüyorduk bence..

Dürüst olmak neredeyse imkansızken.. Kendimi anlatacak zaman bulamadığımı fark etmiştim.. “Sözümü kesme lütfen” derdim ona.. “Seni dinliyorum” derdi bana.. Sonuçta “açık sözlü olmak dürüstlük değildi” mesela.. Ve “hiç susmuyorduk” nedense..

Tüm seferleri iptal ettik bir gün.. Hava koşulları sebebiyle dedik herkese.. Din değiştirme vaktimiz gelmişti.. İnanç dünyamızı yıkmak ve yeniden inanmak için, kolları sıvamıştık.. Bu bir yolculuk olarak görüldüğünde oldukça pozitifti.. Ama aforoz edilmiş ya da kovulmuş hissederken, yola pek çıkamıyorduk..

Daha önce onu kaybettiğime emin olduğum bir sürü olay yaşamıştım.. Bu konuda pek inançlı sayılmazdım ben.. İnkar ettim! Yok saydım! Halının üstündeki “sakız ağacını” çiğnedim.. Üstüne bastım yani! Ayağıma yapıştı.. Beni yok etmek istediğini düşündüm.. Öyle söyledi! Sonra herkese söyledi.. Yine inkar ettim.. Yok saydım..

Bir güvercinden fazlası olsa da.. İnsan hep böyle eksikti işte!

Gönlümüzden dökülen kırıntıları takip ediyorduk.. Tüylerimiz hakkında söyleniyorduk.. Diken diken oluyor diye, hiç ayrılmak istemiyorduk.. Kalbimizi açarak kırıntılarla beslenebilir, tüylerimizle durmadan haberleşebilirdik.. Nefes almak için pencereyi açtık ve girdiğimiz kafesten dışarıya çıktık..

Nihayet!

Aklımızdaki bin düşünceye karşılık, tek bir duyguya sahiptik!

Mutlu Ereriş
Edebiyat

Gölgenin Işığı Güneşin Hatırası

27
Gölgenin Işığı Güneşin Hatırası
Gölgenin Işığı Güneşin Hatırası - Şiir

Gölgenin ışığı Güneşin hatırası..

Sarhoş olsak mı? Seninle!
Mesela göz bebeklerimiz kızarsa,
hıçkırık tutana kadar!

Ulu orta anlatsak mı? Duygularımızı!
Mesela gözlerimiz açılsa,
kafayı bulana kadar!

Balıklama atlasak mı? Suya!
Mesela göbeklerimiz kızarsa,
hıncımız çıkana kadar!

Sen bi 33,lük meditasyon alsan,
ben de sana doritos cips güzelliği yapsam,
doğruları söyler miyiz bu gece?
Mesela gözlerimizi kapatarak!

Hiç bir şeyi umursamadan,nefes alır mıyız?
Bir kadeh daha!

Belki dudağından eksik etmezsin beni?
Kafamızı taşlara vururuz.. Ha?
Hem yaralı bereli oluruz, işte ne güzel!
Belki sabah yine öpüşürüz?
Lütfen! Mor yerlerimden öp beni! Olur mu?
Horul horul uyuruz lan?

Midemiz bozulursa, bir de sarhoş gözüyle bakarsın bana!
Aptal halimi de seversin bence!

Sesli düşünür müyüz, bir süre?
Her şeyi çok net hatırlarız belki!
Sessizce düşünmekten iyidir, ha!
Ne dersin?
Senden izin almak hoşuma gidiyor.. Be!
Romantik değilim ki ben!
Aşığım sadece!

Sarhoş olsak mı? Seninle!
Mesela, yüzümüz kızarsa.
Bana utanmaz diyene kadar!

Ulu orta anlatsak mı? Aşkımızı!
Mesela, gönlümüz açılsa.
Şu ileride ki dubaya kadar!

Balıklama atlasak mı? Yine!
Mesela, derimiz buruşsa.
Yumuşacık, yumuşacık olana kadar!

Gönlün olursa, bir de sarhoş gözüyle bak bana!

Gölgenin ışığı Güneşin hatırası..

Mutlu Ereriş
Şiir

Aforoz

2
Aforoz
Aforoz -Ruhsal Gelişim

Aforoz bir düşle başlar, her şey.. Ve zihninde belirdikçe, adı düşünce olur.. Uykunda, salondaki koltukta, sevgilinin koynunda, sürekli zihnindedir.. Bekletir insanı, duraklatır.. Nefes almak gibi!

Sonra zaman geçer, hareket edersin.. Ellerini, kollarını, ayaklarını ve bedenini, yaralar.. Duyguları öğrenirsin.. Direnirsin! Kalbini tanırsın.. Nefes almak gibi!

Kalbinden geçeni aklına.. Aklından geçeni kalbine, anlatmak için.. Duygulara ve düşüncelere, hükmedersin.. Nefes almak için!

Bazı sorunların olur.. Duygu bir tane ama düşünce milyonlarca.. Pazardan alınan nar gibi kabuk bağlarsın.. Nefes almak için!

Tek bir duygudan kaynaklanan düşünceler.. Mantıklı bir tanıma ihtiyaç duyarlar.. Her yerde arar durursun.. Nefes almak için!

Kendinize iyice bir bakın.. Ne zaman mantıklı olur insan.. Tabi ki inandığında! Tek duygu, tek düşünce, kaldığında.. Aldığı nefesi verince! Yani kendini bulunca..

-Aforoz-

Şu ana kadar; düalist zihnimden, pragmatik bir yaklaşım çıktı.. Bir de pragmatik zihinlere, düalist yaklaşmak isterim!

İnanç sizi akışta tutar.. Lakin siz buna ne zaman inandınız, işte bu çok önemlidir.. Yedi yaşında oluşan inanç dünyası, otuz beş yaşında kocaman bir adamı, yerle bir eder..

İşinize yaramayan inançlardan kurtulmak için bir değişim sürecine girersiniz.. Körü körüne inanmayın diye, büyürsünüz.. Değişim duygularınıza saldırır.. Hareketlerinizi duraklatır.. Bir süre sonra sizi felç eder..

Bu yüzden yaşadıklarınıza bir de tersinden bakmalısınız.. En başına yani düşe geri dönmelisiniz.. Çünkü; inanç dünyası yıkılan insanlar, yeniden inanmakta çok zorlanırlar..

Bebekler gibi bir merak dürtüsü taşımadıkları için, depresyona girerler.. Korkudan evden çıkmaz olurlar.. Unutmayın! Bu süreçlerin tamamı aldığınız nefesi vermek içindir..

Sizi bütün inançlarınızdan bir süreliğine “aforoz” edip kalbinize emanet etmek istiyorum.. Bu hareketlilik boşuna değildir.. Deneyim kazanmak içindir!

Yaşanan tüm deneyimler size ve tüm canlılara helaldir!

Karanlık tarafınızı keşfedip bu tarafınızı açıkça ortaya koyabilirseniz! Sizinle aynı yolda yürüyen bir çok canlı olduğunu fark edersiniz.. Kendi inançlarına bağlı ama bu inancı zamanla geliştiren, evrim geçirmiş yaratıklardan bahsediyorum..

Onlar aynı yolda yürümeyi, karanlıkta el ele yol almak olarak görenlerdir.. Hepsinin isimleri ve kimlikleri bellidir.. Sizin yolunuzda küçük ya da büyük fenerlerdir onlar..

Sadece siz kim olduğunuza karar verin yeter!

Benim gibi insanlar hepinizi çok seviyor.. Bu yazıları bir çok yerde farklı biçimde farklı tarzlarda okuyorsunuz.. Bilgi bize her zaman yol gösterse bile siz bana inanmayın!

Kendinize inanın olur mu?

Saygılar, sevgiler..

Mutlu Ereriş
Ruhsal Gelişim

Reklam Alanı

Popüler Yazılar

3000+ ABONE ARASINA KATIL
where is human?

Haftalık bültene abone olun, yeni içerikleri kaçırmayın.

Abonelik işleminiz tamamlandı.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.