-Fermuar-

O sabah, beyaz duvarları griye dönüşmüş, tavanı ışığı yansıtan ve içinde sadece yatak olan bir oda da uyandım. Çarşaflar sanki üzerine yeni uzanmışım gibi serin, ipeksi ve tertemizdi. Mükemmel bir gece geçirmiş gibi hissediyordum.

Gece yarısı olan o şey. “Neydi o öyle?”

Gri-kuşkonmaz halının üstünde küçük kırıntıların peşindeydim. Etrafta, galibarda (parlak mor) tonunda içkiler vardı. Gece mavisi bir takım giymişti. Horoz gibi davranıyordu. Tüm salona hakim, korumacı, güvenilir ve sıkıydı! Sağ kroşe gibi bir şey, anlarsınız ya.

Yaratıcısı odaya ikiz kenar üçgene benzeyen bir köşe yapmıştı. Sanatçının açılarla ilgilendiği konular içerisinde en simetrik ve çekici olanı, esas oğlanı köşeye çekmemi sağlayan iyi mimarlardır. Ağlarımı ördüğüm köşemde, konumumun tadını çıkarıyordum.

Bazı sümüklü veletler, içmeyi bilmeyen sarhoşlar ve sivilceli yağlı suratları tasvir eden bir tablo görüyordum. Ressamı hiç beğenmemiştim. Zevksiz bir Rönesans çevirmeni gibi gerçek üstü resimler yaparak sizi etkilemeye çalışıyordu. Halbuki ben sahte görüntülerin resmedildiği soyut işleri daha çok seviyordum. Bu köşeden tüm odayı görebiliyordunuz.

İbiği dimdik duran bir horozun, pek özgür hareket edeceğine inanmam. Ama onu köşeye sıkıştıran örümcek kesinlikle özgürdür!

Gece mavisi takımıyla, salonu ilkbahar yeşiline çevirmeyi başarmıştı. İçkisini sürekli yudumlayan erkeklerin, başını döndürmenin kolay olmadığını biliyordum. Zor olanı yapacaktım, şu tek gecelik zorluklardan birini seçecektim işte.

Karolina mavisi elbisemin omuz dekoltesi, balkondan sarkan çıplak bir kadının dans figürleri gibiydi. Yaratıcısı bu kıyafetin yükseklik korkusu olan bireyler için özel olarak tasarlandığını söylüyordu. Ben sadece giymiştim. Horoz biçimsiz bir yerden balkona bakıp durduğuna göre, yüksekten pek korkmuyor olmalıydı. Nane yeşili gibi gülümsüyordum. Bakışlarıyla dudaklarımın pasını almaya çalışıyordu. Lakin en sonunda köşeye doğru yürümeye başladı.

-Fermuar-

Safran rengi içkisinden bir yudum daha alıp, önünde duran sehpaya bıraktı. Yanından geçen servis elemanına doğru meyil edip, iki içki daha aldı. Bana doğru yaklaşmaya başlamıştı. Kümesteki diğer kadınların omuzlarını ıskalayarak, göğüslerini sıyırarak, geniş omuzlarını sağa sola çevirerek engelleri bir bir geçiyordu. Arkasından bakmak istiyordum, ama köşe başındaydım. Öylece bekledim.

Aniden, o müzik duyulmaya başladı. Hala mırıldanıyordum. Fa minör 7’li tonunda başlayan büyük bir sessizlik. Doğaçlamanın o kızıl rengi, titreşimlerine dayanamadığım bir hal almaya başlamıştı. Bazen Açık mavi renkli, dominant majör, küçük bir ses çınlıyordu. Bazen de La bemol bir hüzün! Eğer bir gün, bu tonda bir müzik duyarsanız, şunu bilmenizi istiyorum. Sol çok güzel bir notadır! Ve varoluş sebebi kesinlikle bu tonun patlamasıyla mümkün olmuştur. (Bu felsefik durumu size başka bir zaman anlatayım)

Nihayet gözlerime yakın bir yerden, sağ kolunu bana doğru uzatmıştı. Bir içki içmek istediğini söylüyordu. Elinde o fazladan aldığı içki vardı. Kabul ettim. Konuşmalarımızın hiçbir önemi yoktu. Kalabalık bir yerde, müzik eşliğinde, o köşede dikiliyorduk. O kadar yaklaşmıştı ki aramızdaki tek engel fermuarıydı!

Bir süre sohbet edip, öylece birbirimize sırıttık. Hayal ettiğinden çok daha farklı şeyler anlatıyordu. Bense sessizce müziği dinliyordum. Yani sadece hayal ediyordum. Bu tip durumlarda horozlarla dövüşmem! Onu dinlemek istiyordum.

Çenesi burnunun ucu ve dudakları aynı hizadaydı. Geometrisi kötü olanlar için, ilik gibi bir adam olduğunu söyleyebilirim. Mesela üzerinize bir tüy düştüğünde onun ağır olmadığını düşünürsünüz. Herif kamyon gibiydi ama ağır değildi. Kollarını hareket ettirip duruyordu. Dirseğinden kırılan kollarını, o geniş omuzları yönetiyor sanıyordunuz. Ahhh! Daha fazla bu köşede durmak istemiyordum. Kalçalarını merak ediyordum. Ona gitmek istediğimi söyledim. Nereye diye sormadı. Küçük dairesine gitmek istiyordu. Kabul ettim.

-Fermuar-

Kapıdan içeriye girdikten sonra kendi evimde gibi rahat olabileceğimi söyleyerek içeri gitti. Bende ona fermuarını sakın açma dedim. Sırıttı ama beni anladığını pek sanmıyorum. Bir şişe kırmızı şarap ve üç plakla geri döndü. Bordeaux şarap ve tek plağı tercih ederdim. Teklifsiz davranışları hoşuma gitmişti. Beni yormuyordu. Bu güzel bir özelliktir. Keyfini çıkarmaya karar verdim.

Yonca yeşili şanslı bir L koltuğa yayılmıştım. Balkondan sarkan o çıplak kız başını mindere koyuyordu. Büyük bir kadehi burnuna yaklaştırıp, küçük bir yudum alarak içkinin tadına baktı. Ve kadehi bana doğru öylece uzattı. Bende içkiden bir yudum alıp, sonra bir köşeye fırlattım. Ona yaklaşmasını söyledim.

Adam sıkıntılı bir homurtuyla bacaklarımdan kurtuldu. Bana doğru bedenini döndürerek, salyangozun kabuğundan çıktığı zamanlardaki gibi. Tenime dokunup geri çekilerek, yürüyeceği yolu hissetmeye başladı. İçine üzüm suyu katılmış o içecek benim için de onun için de pek etkili olsa gerekti, çünkü tüylerim diken diken olmuştu. Ama umurumda değildi.

Elbiseyi omuzlarından tutup sürüklemeye başladı. Yarı yarıya çıplaktım. Herkesin dokunduğu yerlere dokunmuyordu. Nasıl desem, gözlerim iyice kapanmıştı.

Üzerimde elbise dışında hiçbir şey yoktu. Elbisenin içinde ise, sadece ben vardım. Bu adamın elleri, hiçbir şeyin içinde değildi. Beni tamamen kaplıyordu. Akışa bırakıyordum. Küçük bir kum tanesi uzun zaman sonra bulunduğu tepeyi terk ediyordu.

Vücudum tamamen serbest kalmış içimdekiler bir bir dışarı çıkıyordu. Fermuarını açtım. Ve gözlerimi de!

İbiği dimdik duran bir horozun, özgürce hareket edişini izliyordum. Ama onu köşeye sıkıştıran örümcek kesinlikle ölüyordu!

Onu kandırmanın ne yararı var ki diye sordum kendi kendime, böylesine şaşalı ve hüzünlü, bir piliç gibi sıcacık hissederken kendimi.

Sağlıcakla!

Mutlu Ereriş
Erotik Hikayeler

3000+ ABONE ARASINA KATIL

Abonelik işleminiz tamamlandı.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

E-posta adresiniz kimseyle paylaşılmayacak.

10 COMMENTS

  1. Özgür örümceğin aniden çark edip ölme fikrinin tek bir anlamı var; herkesin dokunduğu yerlere dokunmuyor. Çok romantik bütün müzik notalarını elinde toplamış bir ibikli karşısında eriyip gitmiş kadıncağız.

    Bu arada kadının uslubu dikkatimi çekti, aslında alaycı bir tavrı da var. Kendinden emin ama teslim oluşu bence yazarın erkek olmasından kaynaklanıyor. 😅 Örümceğe yediremedin adamı.

  2. Sol .. Karar sesine kavuşmayı bekleyen aşık yeden… Bana ilham verdin bak şimdi durduk yere 🙂 Örümceğe gelince. Her daim yer o horozu, doğasında var 🙂

Bir Cevap Yazın