Karakter meselesi önemlidir!

Bedenimi kucağın, dizlerin, popomun ve beşiğin taşıdığı zamanlardan sonra.. Ayaklarımın üstünde durmaya başladım.. Daha sonra bisikletler, arabalar, otobüsler, tekneler ve rüyalarım şeklinde devam etti, bu taşımacılık.. Yürümek zaman almıştı ama, hayat yürüyüş kadar kısa sürmüyordu.. Saçlarım kıvırcık, uzun, bukleli ve şımarıktı.. Tenim koyu, renksiz ve kavrulmuştu.. Uzun süre, sessiz kaldım.. Çok uzun süre.. Annemi dinledim.. Babamı dinledim.. Çok uzun süre..

İzlemek insana çok şey katıyordu!

Okula gittim.. Bir sürü çocuk vardı orada.. Farklı sesler, hayaller, üzüntüler, eksiklikler, yaşanıyordu.. Herkes bir şeye odaklanmıştı.. Ama bazıları, “dikkat dağınıklığı var” bu çocuklarda diyorlardı.. Yetişkinler işte, odakları genişlerken, düşünceleri hep daralıyordu.. Utangaç davranıyordum.. Yani bana utangaç diyenler, çekingen diyenler, korkak diyenler ve kendi lugatına göre, beni biçimden biçime sokanlar vardı.. Ben aslında özgürlük arıyordum! Utangaçlar özgürdür, çoğu zaman.. Alanı paylaşmak yerine, kendi paylarını belirgin hale getirirler.. Utangaçlar adildir, çoğu zaman.. Kimsenin alanına, öyle pat diye girmezler..

Düşünmek, izlemekten farksızdı ve insana çok şey katıyordu!

-Karakter Meselesi-

Konuşmak için bunca yıl bekledikten sonra, bir şeyleri biriktirmeye gerek kalmıyordu.. Çünkü, her taşın altına bakıyordum.. Annemden duymuştum.. “Tabiat sana kim olduğunu anlatır” demişti.. Bende hep doğayı izledim.. Gerçekten çok konuşuyordu.. Çok güzel anlatıyordu.. Bunca yaratık, bunca yaşam, bu canlılar, otları ayaklarıyla çiğnerken! Ben rüzgarla sohbetlerini dinliyordum.. Rüzgara, yeşil rengimi güneşe borçluyum dedi, bir kere.. Bilge rüzgar, o tam olarak öyle değil diye fısıldadı.. Nasıl değil, güneş bana çok iyi geliyor dedi, ot.. Rüzgar, ben olmasam, söylediklerini bile duyamaz dedi.. Ot gülümsüyor mu? Ne yapıyor? Tam bilemedim.. “Ama ağzın iyi laf yapıyor” gibi bir şey demişti.. Rüzgar, hemen ekledi.. Senin bu güzel rengin, güneşi de yaratandan geliyor, sakın bizi ayrı düşünme diye, esti geçti.. Küçük çimi!

Dinlemek, izlemekten farksızdı ve insana çok şey katıyordu!

Konuşmaya başladım sonra.. Gördüklerimi anlatmıyordum.. Sorularıma cevap arıyordum, sadece.. Sarsılmaz inançlara sahiplerdi.. Her soruda inançlarını zedeliyordum.. Manipülasyon diye bir şey vardı bende.. Yani, bilmem kaç milyon tür “böcek” varsa, çeşitlilik iyi bir şey olmalıydı.. Geriye barış içinde yaşamak kalıyordu.. O yüzden “böcek” demişlerdi kendilerine.. Tabi bu ismi insanlar iletişim kursunlar diye koymuş olabilirlerdi.. Genel bir isim koymak gerekirse, onlarda bizim gibi canlıydı işte.. Organlarımız farklı diye, yaşamaktan vaz mı geçelim? Kendimle konuşuyordum hep, bunu çok sonraları fark ettim.. Sanki karşımda bir ayna vardı.. Ben soruyordum.. O cevap veriyordu.. Ayna ayna, söyle bana, kimim lan ben, diyordum.. Hiç unutmam.. Karanlıkta sorduğum sorulara, pek bir yanıt alamıyordum.. Işık gösteriyorsa, karanlık susuyordu.. Bir saklandım, bir saçıldım.. Bazen de çok pis dağıldım..

Sormak, izlemekten farksızdı ve insana çok şey katıyordu!

Mutlu Ereriş
Edebiyat

3000+ ABONE ARASINA KATIL

Abonelik işleminiz tamamlandı.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

E-posta adresiniz kimseyle paylaşılmayacak.

21 COMMENTS

  1. “Utangaç” onların tabiriydi. Bunun dışında daha art niyetli ya da sert tanımlar da vardı; sümsük, sünepe, korkak, yavaş falan falan… Oysa bilmedikleri şey şuydu: Onların sikik muhabbetlerinin muhatabı olmak istemiyorduk, onların irrasyonel saptamalarına daha dört yaşındayken götümüzle gülüyorduk, biz doğayı ve çevreyi izleyerek öğrenmeye çalışıyorduk ama sapiensin cehaletiyle büyüttüğü bilmiş zırvalarından öğrenecek hiçbir şey olmadığını daha konuşmaya başlamadan keşfetmiştik. Her zamanki gibi naifsin dostum.

Bir Cevap Yazın