mat bir bulut

mat bir bulut

Sis, Tanrı’nın parti verdiği anlamına geliyor olabilir! Göz gözü görmüyorsa mahremiyet, mat bir bulut gibi yayılacaktır. Plastiği kaldırıp, taşa oturduysanız. Bunu bilirsiniz.

Göz kapanır! Kitap okurken, sevişmek üzereyken, duygusal bir anınızda, tam sevişecekken ya da rüzgara kafa tutan toz taneleri varsa! Göz kapanır!

Kitaplar açılır! Bilgi arıyorsak, düşünecek vaktimiz yoksa, zihnimiz bomboşken,sırf iş olsun diye ya da zaman öldürmek için!Kitaplar açılır!

Kıyafetlerini ve kitaplarını taşıyacak olan şeyin, raf olmasını neden ister? “İnsan!” Çantalarda taşır bazen bavullarda taşır, masalarda, yatakta!

Bu nesnelere bu anlamı kim yüklüyor?

Bedenim taşıyor olsa her şeyi, halim nice olurdu?

Bugün İstanbul sisli, boğazda grip var. Gemiler çok büyük ve bir girdap geçiyor, dar boğazdan! Çukurun içine çekiyor, gök yüzünü! Ve  aklımdan da geçiyor aslında her şey! Yaşamak pek buna benzemiyor,bu daha çok anlamak gibi!

Pulları hala üzerinde olan balıkları, avlıyorlar! Şah damarını kesiyorlar! Herkesin elinde, birileri ve bir şeyler can çekişiyor!

Kırmızı renkli şeylere saldırıyorlar. 3 tanker, 2 gemi, 1 şilep, 6 taka, 3 motor, 8 vapur ve onca insan aynı boğazda ne yapıyorlar?

En önemli ilişkinin yürümediğini, bu yüzden mutsuz olduklarını, hiç tanımadığım birine anlatıyorsam bunun önemli olması gerektiğini ve siyasetin eski tadının olmadığını söylüyorlar.

Küçük çeteler, plansız hareketlerini hesaplıyor. Büyük çeteler, bütün adımları planlamışlar.  Girdaptan yüzerek kaçan var! Lavabo pompasıyla, içine dalanlar var!

Pulları hala üzerinde olan balıklar var!

Sis, Tanrı’nın parti verdiği anlamına geliyor!

Mahremiyetin önemli olduğu, doğa olaylarının başımızdan eksik olmadığı şu günlerde, yalnız kalmakla, tek başına olmak arasındaki farkı arayan, siz değerli varlıklar!

Mahremiyet ve mahrumiyet gibi, herşey bir harf ile değişebilir!

Bence yalnız kalmayın! Tek başınıza olun! Mahrum etmeyin kimseyi, mahreminizden! Üzülmeyin artık! Boğaza dökülen bunca şeyin ardından,üzülmeyin!

Bu yaşam, Tanrı’nın kontrolünde değil! Sizde raf değilsiniz!

Can damarınızı kesmeyin! Birilerine, bir şeylere hayat verin! Ama sakın kontrol etmeyin! Ünlem işaretleri heyecanımdandır! Kırmızı renkli şeylere, saygımdan!

Şimdi, tek olma vaktidir!

YAZAN: MUTLU ERERİŞ

Ruhsal Gelişim kategorisine buradan ulaşabilirsiniz!

mat bir bulut

 

 

 

 

20 thoughts on “mat bir bulut

  1. 🙂 ! ( Bu ünlem de yazının güzelliğine saygımdan)

    1. mutlu dedi ki:

      ah 🙂 sizi görmek ne güzel umarım aynı zamanda da keyfiniz çok yerindedir! teşekkür ederim..

  2. Keyfim yerinde, çok teşekkür ederim. Yazıdan sizinde keyifli olduğunuzu anladım 🙂 Sevgiler.

    1. mutlu dedi ki:

      şükür 🙂 saygılar.

  3. shuenough dedi ki:

    🙂

    1. mutlu dedi ki:

      🙂

  4. aylintamakan dedi ki:

    Pullu balıkların önce pullarının temizlenmesi gerekir. Ancak, derisinin ve etlerinin zedelenmemesi gerektiğinden, bıçağı dik tutmak gerekir. Yaşamak, yakalarken yakalanmaktaki ince çizgi de belkide.. Ellerine sağlık.

    1. mutlu dedi ki:

      bir canı almak, onu soyarak kabuklarını ayıklamak ve içini boşaltmak. tüm bu süreçlerden geçmek için canlı olmak gerekiyor!

      ince çizgi mi bulun? 🙂

      1. aylintamakan dedi ki:

        Canlı olmak veyahut canlı kalabilmek için, bazı canlıları cansızlaştırmak gerek o zaman. Burada sen canlı kalabilmek için seçim hakkına sahipken, o bu hakka sahip olduğunun farkında olmayabilir. Yaşamak gibi. “Bu yaşam Tanrı’nın kontoründe değil!” Hangimiz yada kimler için? 🙂

        1. mutlu dedi ki:

          Roller değişir.. Her şey değişir.. Yaşamak bu ya! Seninde pulların var.. Tırnak içi sorunu cevaplar mı? 🙂

          1. aylintamakan dedi ki:

            Elbette, roller değişir, kostümler, yaşam. Sanırım, ben pullarımı başka kimselerin temizlememesi gerektiğini belki de bu değişim sürecinde öğrenmiş olabilirim. En fazla bıçak kaydığında daha az acıyacağını tecrübe edebilirim. 🙂

          2. mutlu dedi ki:

            teslimiyeti öğren 🙂

          3. aylintamakan dedi ki:

            Teslimiyet, kalbin bir fiilidir, kalpten gelen “istemsiz” bir eylemdir. Benim inandığıma değil, bana inana sonsuz teslimim🙂

          4. mutlu dedi ki:

            teslimiyet zihnin sürekli engellediği asla kalple ilgisi olmayan hepsinin ötesinde olan ruhunla ilgili 🙂 sana sadece sen inanabilirsin! kendine yalan söyleyen sadece sen olabilirsin..

            eller yukarı değil yani 🙂

          5. aylintamakan dedi ki:

            Ruhunun nefesini kalbinde hissetmek yada kalbinin nefesini ruhunda. Bu nedenle de benim için kalpten gelen bir eylem. Ve söylediğin gibi benden başka biri bana inandığında, kalbim harekete geçirecek ruhumu. Ama bir günlüğüne ama bir sene ama bir ömür. Zaman önemsiz olmakla BİR/BİZ olabilmek, teslimiyet.

          6. mutlu dedi ki:

            🙂

  5. Yalnız olmak genelde sızlanılan bir şey. Ya yaşarken ya yazarken ama çoğu. Oysa yalnız olduğu halde çoğul
    olan insanlar da var. Yani biraz tercihler ve hayata bakış açısı meselesi gibi. Başka insanları yalnızlığından mahrum etmek de yeri gelince fena. Bi keresinde bi yazıda “saygı” ile mümkün demiştiniz bir konuda. Sanırım yaşam tüm canlı ve cansızların hakkı(nesneler dahil)
    Problemler ve düğümler çözmek için
    bence. Vah ne büyük problemim var demek ne işe yarar sonuç olarak.
    Girift konuymuş.

    1. mutlu dedi ki:

      insan neden yalnız kalır.. ya da neden çekip gider.. “kimse izlemiyorsa yaptıklarının hiç bir önemi veya anlamı yoktur” diyebilir miyiz? peki neden tek kalır? neden ona sen benim için teksin derler.. neden Tanrı tektir. mesela? destek almayı ve vermeyi bilen ile destek istemez diyen arasındaki fark nedir?

      🙂

      1. Kimileri kimilerini yalnız bırakabilir ama bu bir sonuçtur. Ve sürece bakmak gerek; ne oldu da şu, şu, şu oldu gibi.
        Sofrasız zamanlardayız bildiğim bu.
        Reel yaşantı ile bir metin içindeki fikirlerin yaşantısı bir olmayabiliyor.

        Sorular eğer somut meseleler üzerinden oluşsa buna daha net yanıt verilebilir çünkü her insanın bir diğerine benzemeyen yaşantı silsilesi sebep/sonuç bağları var ve her insan İçin ayrı şeyler ayrı cevaplar.
        Ancak şuna inanıyorum, somut olarak net “mesele budur, şudur” diye bir tarz ile konuşmadığımızda sıkıntı muğlaklıktan doğuyor.
        Dialoğun en teknolojik çağında insanların bu tür sıkıntıları olması garip değil mi?
        Manevi yalnızlıklar kimi zaman gereklilik yoksa kendinizi tüketirsiniz, beri yandan fiilen yalnız olmayı hiç kimse hak etmez.
        Problemi açık net konuşmalı ve ifade etmeli insanlar.
        “kimse izlemiyorsa yaptıklarının hiç bir önemi veya anlamı yoktur” cümlesi elbette yersiz. Kendi ile vakit geçiremeyen bir başkası ile de vakit geçiremez. Kültürün moderni ise bunu dayatıyor. Neden diye düşünmek gerekmez mi?
        Teoloji konusuna ise girmeyim.
        Metodlar insanlar İçin. Tanrı’nın böyle teferruatla işi pek olmuyor kanımca ya da var. Bilmiyorum.
        Ama metodlar önemli “nasıl” yapıyoruz, “ne yapıyoruz” meselesi.
        Bilince çünkü yanıtınız olur, bilmezseniz öylece kalırsınız.

        1. mutlu dedi ki:

          🙂 ben muğlaklığı tercih etmem.. sabit olan tanımlarda muğlak olabilir.. ben hep yeniden seçim yaparım!

Bir Cevap Yazın