-Rüzgar Çiçeği – Gökyüzü Adası-

Boyu uzun olunca insanın gözünden hiç bir şey kaçmıyor. Tamam, elinden kaçıyor olabilir. Ama bu sefer de kısa boylu arkadaşlar ediniyorsunuz. Gözlerime kaçan kum tanelerini temizlemek için koca bir pervanenin önüne geçtim ben. Bu yüzden, şu rüzgara kapıldığımdan beri pilotum!

Bulutların üzerinde ya da içinde yaşayan pek fazla insan olmadığı için, örnek alabileceğim hiç kimse olmadı. Kendi başıma yolumu bulmak zorundaydım. Ve bana ilk destek olan kişi “Annem” oldu. Beni yuvadan iterken onu görmeliydiniz!

– “Oğlum sana emanet! Rüzgar! Eğer ona engel olursan gözüne, destek olursan içine kaçsın!”

Şair ruhlu bir kadındı. Kanatlarım var sanıyordu. Şansa değil de, daha çok kendine inanıyordu. Yuvadan erken uçan biri olarak, size hayatı pek umursadığımı söyleyemem. Ve hiç bir zaman bir bok çuvalı gibi yere çakılmadım. Bu durumda ayaklarımın üstünde durabildim mi? Pek bilmiyorum. Ama ne için yaşadın derseniz, “özgürlük” diye haykırabilirim.

“İnsan bir mağarada değil, gökyüzünde yalnız kalabilir!” Çünkü; Bu tür bir yalnızlık, ayaklarınızı yerden kesiyor. Çünkü; “Çocukların gördüğü rüyalar, yetişkinlerin oyun sandığı gerçeklerdir.”

Oyun olduğunu bilmeyen çocuklar, oyun olduğunu anlayan yetişkinlerle savaşıp dururlar.

1 Haziran 1939’da Focke-Wulf FW-190 modelinin ilk uçuşunu gerçekleştirdim. Kuzeybatı Fransa üzerinde en iyi av uçaklarıyla takışıp. Tek kişilik bir av uçağıyla, kara-taarruzu ve gece avı tatbikatlarını tamamladım.

Anlayacağınız, gökyüzünde yalnız kalmak için sürekli savaştım!

Uçağımın adı Rüzgar Çiçeğiydi. Bulutların üzerinde ya da içinde yaşayan birileri var mı diye, durmadan etrafa bakıyordum. Bilirsiniz, kendi başıma yolumu bulmak zorundaydım. Annemin beni emanet ettiği rüzgarın dalından artık kopmuştum. Ve yolumu her kaybettiğimde, yani geceleri.. Çiçeğimin kanatlarını bulutlara sürterek, dökülen kırıntıları takip ediyordum.

-Rüzgar Çiçeği – Gökyüzü Adası-

Rüzgar çiçeğiyle birlikte oradan oraya sürükleniyorduk! “Yıldızları takip etmek astronotların işidir!” Ben daha çok, gökyüzünde bulunan adalarla ilgileniyordum. En azından bir tane olmalıydı. Bu kadar zaman uçtuktan sonra, kendimi ait hissedeceğim, o evi artık bulmalıydım.

O sabah, sivrisineklerin tüttüğü bataklığın kıyısına oturmuş, tam kafamın harcı olan sigaramı tüttürüyordum. Bataklığın kıyısında sakin bir andı aslında, sadece ruhum rahatsızdı. Ben girdapları seviyordum, fırtınayı, gökyüzü adalarını, tanrının tüttürdüğü sigaranın dumanını seviyordum. “Bir gün gerçeğin ta kendisini bulunca onu fena benzeteceğim,” derdim hep.

Ayağa kalkıp, dere yolunu takip ederek, gökyüzüne baka baka baş kaldırıyordum yine toprağa, o da beni istemiyordu zaten, bu çok belliydi. O öğleden sonra, rüzgar çiçeğiyle birlikte, gökyüzüne tırmanan bir kartalın peşine takıldık. Kuzey batı yönünde ilerliyorduk ama nereden başladığımızı bilmediğimiz için, pusulaya pek ihtiyacımız olmazdı.

Gözlüklerimden kurtulmaya karar verdikten sonra. Bulutların arasında bana sırıtan, güneşe doğru gitmeye başladık. O sırada, sanki bir arı bulutu kovanına bal arıyormuş gibi, dadandı birden çiçeğime.. Kokpitin kenarını ve kanat uçlarını ısırdılar.. Arıların yetiştiği bir pilotu, Annem yetiştirmiş olamazdı! Hala uçabiliyorken, bunun hesabını sormalıydım..

Bulutların arasına dalıp bir kaç kez pike yaptıktan sonra, arıların kovanı P-51 Mustang birden kucağıma oturuverdi. Kuyruğu gayet güzeldi, nişan almama gerek kalmıyordu. Kanatlarının üstünde yıldızlar vardı. Baş döndürsün diye oradan oraya savruluyor gibiydi. Pervanesi gözünüzü alıyordu. Pilotu serinletmek amacıyla oraya monte edilmiş bir rüzgar gülünü bahçemden koparacaktım. Ve ileride duran vadiye, zambakların yanına dikecektim. Sinekler etrafında uçuşabilecekti.

Göz kamaştırıcıydı. Güneş göz kırptığında, parmaklarımda tetikle buluştu. Sanırım, iki dakika otuz üç saniye sonra P-51 Mustang çığlık çığlığa gökyüzünden akan yaşlar gibi düşmeye başladı. Onu takip edebiliyordum. Gözümden düşmesini hiç istemedim, onu unutmayı da. Bu yüzden son ana kadar peşindeydim. Ve aldığı ısırık sonucu hayatını kaybetti!

Biliyor musunuz? “Göklerde yaşamak için, kanatlardan fazlasına ihtiyacımız var!”

Sevgiler..

Mutlu Ereriş
Edebiyat

15 YORUMLAR

  1. Şu bölüm;
    “İnsan bir mağarada değil, gökyüzünde yalnız kalabilir!” Bahsettiğim türde bir yalnızlık ayaklarınızı yerden kesiyor. Çünkü; “Çocukların gördüğü rüyalar, yetişkinlerin oyun sandığı gerçeklerdir.” Oyun olduğunu bilmeyen çocuklar, oyun olduğunu anlayan yetişkinlerle savaşıp dururlar.” öyküye başka bakışlı açı katmış.
    Uçağın düştüğü bölümü anlatırken öykü sakin sakin yazmış.
    Alıntıdan da yola çıkıp halının üzerinde uçağını uçururken uçma efekti sesleri çıkaran çocuk canlandı gözümde bir an.
    Eline sağlık.

  2. Zihninin arşivlerine sakladığın yüzlerce, binlerce öykü arasında en özel olanlar, kendine özgü tarzı olan yazarlara ait oluyor. Aradan uzun bir süre geçiyor ve bir zamanlar okuduğun o öykü de silinip gidiyor. Silinmeyen ise o öyküyü kimin yazdığı oluyor. Gerekli dersi kendin çıkar buradan 🙂

Bir Cevap Yazın