Siyah inci

siyah inci

Siyah inci hakkında ilk anımsadığım..

Sürekli gözleniyordum. Ama hiç hareket edemiyordum. Sıcağı pek sevmezdim ama bunu kimseye anlatamıyordum. Emeklemek istediğimde daha çok küçüktüm. Hoşuma gittiğini anlatmak için suratımda koca bir gülümsemeyle dolaşmam ya da herkes yorgun düştüğünde gözden kaybolmam gerekiyordu.

Çünkü engel oluyorlardı bana!

Ben de bir eksiklik vardı belki de. Sık sık onlardan uzaklaşmak istiyordum. Büyümüşlerdi ama her şeyin farkında değillerdi. Çocuktan ve yaşamdan pek anlamıyorlardı. Halının üstünde durmuş, pencereden süzülen ışığa bakıyordum hep. Sıcağı sevmezdim ama güneş ışığı başkaydı. Pencerenin dışında kalan ve halıya kadar kollarını uzatıp beni kucaklayan güneş! Sanki beni dışarı çağırıyordu.

Fakat yine engel oluyorlardı!

Bir keresinde pencereye ulaşmak için koltuktan yuvarlandım Ve bu isteğimi anlamaları çok ama çok uzun sürmüştü. O gün her şeyi kendi başıma yapmam gerektiğini düşündükten hemen sonra, “gerçek doğa mı ve özümü anlamaya salt mümkünlük alanına yaklaşmaya” başladım. Artık yürümeyi öğrenmeli ve bir an evvel büyümeliydim.

Birileri beni kucaklayıp duruyordu ve ben böyle durumlarda çığlık atıyordum. Bu tarz hareketleri pek sevmiyordum sanırım. “Özgürlük” benim için oldukça hassas bir noktaydı. O zamanlar, güneşli saatlerde verdiklerimi geç saatlerde geri topluyordum. “Verme kanununu” bilirsiniz! Ne ekersen onu biçersin derler hani!

Sonuçta yaptığım her şey başlangıçta bir deneyimdi. Asıl sorun yaşadığım ilk deneyimden sonra hep aynı sonuca varmaya başlamamla alakalıydı. Sabit fikirli olmamaya ve değişen durumlara uyum göstermeye çalışıyordum. “Neden sonuç” ilişkisini kavramaya başladığımda güneş tüm salona yayılmıştı biliyor musunuz?

Peki “Çaba” hakkında ne düşünüyorsunuz? Bizim ufaklığa oyuncaklarımı hibe ettiğimi ve büyüklerim için çok hareketsiz kaldığımı biliyorum. Bunun en güzel tarafı çaba gerektirmiyor olmasıydı. Yaşamda en önemli şey “asgari çaba” göstermekti benim için! Daha küçücükken bunun farkında olmak ise “çaba” harcamana gerek yok konusunu netleştiriyordu.

Arzuladığım her şeyi niyet ettikten hemen sonra çok çabalamadan elde ediyordum. Daha çok küçüktüm ama ruhum kabında durmuyordu Ve bütün bunlar güneşin rehberliğinde birileri beni kucaklarken gerçekleşiyordu. “Niyet ve Arzu” benim için kanun olmuştu.

Her bebeğin ilkeleri vardır. İnanın bana!

Hiçbir şeye “bağlanmamak” belirsizliğin bilgeliğini barındırıyordu.

Bilinenden bağımsız olmak istiyordum. Geçmişteki şartlanmalardan arınıp her şeyin mümkün olduğu bu alana, yani bilinmeyene geçtiğiniz zaman! Kendinizi tüm evrenin dansını düzenleyen yaratıcı zekaya da teslim etmiş olurdunuz.

Ah şu büyükler çok şey bildiklerini sanıyorlar. Çok üzgünler!

Yaşam da bir amaca ulaşmak için bu bedene sahip olduk hepimiz!

Herkesin eşsiz potansiyelini taşıyacak bir kılıfı mutlaka vardır.

Ancak; biz bu benzersiz yeteneği keşfedip başkalarıyla paylaşırsak nihai amacımıza ulaşır ve ruhumuzun coşkusunu yaşayabiliriz.

Ben daha ufacıkken bunları öğrendim, biliyor musunuz!

Bebekken pırıl pırıldı her şey!

YAZAN: MUTLU ERERİŞ

Edebiyat kategorisine buradan ulaşabilirsiniz!

siyah inci

Bir Cevap Yazın