Vapur düdüğü-nü ararken, yani bu çekmeceyi en son ittiğimde açık bıraktığımın farkında değildim. Bir zamanlar delirdiğim kravat iğnesi, siyah papyon ve kağıt parçasına tutturulmuş kalem.

“Unutkanlığım kadar taşıyordu işte”

Bir arkadaş hiç vapur düdüğü çaldın mı diye sormuştu zamanında, o da çekmecedeydi. 

Düdüğü çaldın mı deyince, aklıma hırsızlık gelmesi ne ironik öyle değil mi?

“Vuuuuuuuuuuuuuuut”

Kırmızı yelkenli tekneler, beyaz yelkenli küçük botlar, bazı kötü alışkanlıklar ve ilk aldattığım kadın! Hep beni takip ediyormuş meğer!

Evet; etnik bir cıvata laçka bir somuna tutturulmuş gibi sıkıştırıyordu yine. Göz bebekleri büyüdüğünde, nemli gözleri küçülüyordu. Bir avuçtu, ama avucuma sığmıyordu.

Her şeyde olduğu gibi oda dağların arkasına saklanıyordu hep. Yolu ne kadar uzatırsak o kadar iyiydi.

Sapa yollardan tırnaklarınla gediklere tutun. Sonra aşağıya doğru çok kısa bir yol kalacak. Bırak kendini, bırak ki yol daha fazla uzamasın.

Ben en çok neyi özlüyorum biliyor musunuz?

O yusyuvarlak bedeninde tek bir vadi, bir hendek ya da herhangi bir bayır olmayan zamanları. Yani bırakın şu dağları, bir tümsek bile bulamazdınız.

Şimdi öyle mi ya, ayak basmadığım yer kalmadı ki bu çukurda. Sanki gökyüzünden aşağı sarkıyor gibiyim.

“VUUUT VUUUT”

Rüzgar bile işlemiyor artık ve sadece açık bıraktığım çekmeceyi itiyorum.

Sonra arkadaşıma cevap olarak, ben hiç vapur düdüğü çalmadım diyorum.

Vapur düdüğü çalmak deyince insanın aklına ayrılık gelmesi ne tuhaf öyle değil mi?

Mutlu Ereriş
Şiir

3000+ ABONE ARASINA KATIL

Abonelik işleminiz tamamlandı.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

E-posta adresiniz kimseyle paylaşılmayacak.

Bir Cevap Yazın