-Yani Yo Man-

Televizyonda belgesel var.. Tuncel Kurtiz’in (Allah Rahmet Eylesin) sesinden vahşi doğayı ve edebiyatını dinliyorum.. Edebiyat diyorum çünkü, vahşi doğayı bile o anlatıyor.. Mesela Afrika’da bir çölde! Su bulan Çitalar var.. Onları Afrika’da su bulamayan çocuklar seyrediyor.. Daha derine iniyorum, birden. Sanki bu belgeselde, Çitalar, o susuz kalmış çocukları avlıyor.. Çocuklar susuzluktan ölmesin diye yaşıyorlar, bu hayatı.. Sırtlanlar, seviniyor mu (?) Üzülüyor mu (?) Belli değil.. O kadar yükü bana versen, sırtlanmam valla.. Bu dünyada, beyin potansiyelinin, tamamını kullanan tek hayvan kuş bence.. Bu yüzden uçabiliyorlar.. Afrikalı çocuklarla beslenen, o çitaları görmekten kaçıyorlar.. Ülkede güneş var diye, susuzluk var sanıyorlar.. Güneşin derdi, ısıtmak!

Hem de, ne var biliyor musunuz? Güneş tüm sıcaklığını, tüm varlıklara eşit dağıtırmış.. Sevgi gibi.. O da (!) Öyle! Tüm varlığına eşit dağılıyor.. Bazen güçlü cümleler kuruyorum.. Kilidi, kırabilmek için.. Bağımsızlık ve kilidi kırmak, güçlü cümleler için esir olmak gibi.. Şair olan perişan olur, diye.. Perihan’a söyleniyorum.. Berivan’a .. Neslihan’a .. İşte böyle ritm tutuyorum.. Derdi olana, dert ortağına, aynı satırları tekrar tekrar okuyorum.. Çok iyi yazdığım için, piç piç sırıtıyorum.. Şu sırtlanlara..

-Yani Yo Man-

Yakışıklı, ölmüş, bugün bile yaşayan, şairler tanıyorum… Üzgün, gebermiş, terkedilmiş, romancılar biliyorum.. Ağızlarından geleni söyleyen, hiç susmayan yazarlar var… Gözlerinin fotoğrafını çekmiş yazarlar.. Dilini kağıda kaptırmış yazarlar.. Kendini hipodromda sanan yazarlar var… Nişan alıyorum boşluğa, boşlukta kalan yazarlar var..

Benim ördüğüm çorabın içinde senin ayakların var.. Senin ördüğün çorabın içinde, ayaklarım.. Bir gece, ulan bir gece, duyduğum yalanlar var.. Bir gecelik yalan, gündüzleri yalanmaz.. Ustura gibi bir dil, traş olacak bir cilt, bir kaç tane de, fasikül bırakmışlar.. Oku babam oku, yazdıklarımı bulamıyorum.. Narsist mi (?) Yoksa, kendini mi beğeniyor (?) .. Fasikülleri inceledim.. Okuduğum en boktan eserler fasiküllerdir.. Şu Quantum çağında, fasikülün yarattığı paralel evrenleri düşünsenize.. Fasikülte kurulabilir.. Uçmak için kuş beyinli olmak lazım.. Potansiyeli az olan çabuk doluyor kardeşim diye, itiraz ettim.. Şakacı dediler bana, şakacı.. Ruhuma dokundu belgesel, ruhuma..

Tuncel Kurtiz! Edebiyat seninle bir başka güzel.. Televizyonu kapattım.. Sonra her şeyi unutmaya karar verdim.. Biraz dinlenmek için bu kararı vermeliydim..

Yani yo Man..

Edebiyat diyorum, çünkü.. Vahşi doğayı bile o anlatıyor!

Mutlu Ereriş
Edebiyat

15 YORUMLAR

  1. Vahşi doğayı insan eli bozuyor. Bir yere hapsolan demir parmaklığı kırar. Olan çocuklara oluyor. Doğanın bütün dengesi bozulduğunda kaos doğuyor.

    Yazarlara gelince söyleyecek o kadar cümlem var ki. Ben uzak durarak okuyorum.

    Ruha dokunanlar güzeldir.

  2. “Bu dünyada, beyin potansiyelinin, tamamını kullanan tek hayvan kuş bence.. Bu yüzden uçabiliyorlar..” sesli güldüm:) Yazdıklarını anlayabiliyorum; bu iyi bir şey…Keza, hiç yalan yok, bazı yazılanları pek de anlamıyorum. Neyse, konu sığlığım değil elbette:) Nükteli bir üslubun var. Kendinle dalga geçebilen ve bu yüzden insanların kolay rencide edemediği biri olmalısın. Yazın şeydi…ağızda patlayan şekerler gibiydi . Öyleydi. Geçmişe dönük takibimdesin.

  3. İki yıl evveldi, oğlum tuhaf bir aygıt gösterdi anne gel, dedi. Artık sanal çizgi ile de resim yapabiliyor insanlar. Tuhaf gözlükleri takıp ve bileklikli materyali hareket ettirip boşlukta çizgiler çizdim. Muhteşem bir şey bu dedim o gün. Şaşırdım.
    O 26 yaşında CD, kitap vesaire hiç bir materyalini biriktirmez evde o digital genci. Bende ise hala kasetler dahil kütüphanede.
    Gülümsedim.
    Başka bir yaşam var. Değişen çok fazla şey ve bu hız gitgide kendisi ile katlayan.
    Anlamların da değişime uğrayacağı muhtemel. Dilin de belki.
    Hiç bir şey bilmiyormuşum gibi hissi veriyor dışarıda yaşananlar.
    İnsan gün itibari ile içinde olanla muhteva. Orada ne barındırdı ise o kadar. Sanat nedir bilmiyorum artık. Edebiyat nedir sık sık sanki bilmiyorum gibi geliyor.
    Değişimin içinde dahi değişmeyen bir şeyler olmalı sanki bir insani payanda.
    Ben çok mu not düşmüşüm ne, ama yazdığın yazı düşündürttü işte.
    Eline sağlık.

    • Değişime direnebiliriz.. Ya da onu kendi tarzımızda değiştiririz.. Sanal ya da gerçek tüm veriler saklanır.. Senin ne güzel kütüphanen var.. Oğlun sanal raflarda saklıyor.. Lakin kapasitesi olan depolama merkezleri zihnimizle kıyaslandığında bana pek birşey ifade etmiyor.. Edebiyat çok güzel bir şey vallaha bak.. 🙂

Bir Cevap Yazın