aynalar fermanı
Bir satırda altın arayan bir madenciden bahsederken, başka bir satırda bir mahzen bulabiliyorsunuz. Yazarken özellikle paragrafları dinlemek gerekiyor kanımca. Oysa lütfedip haykıran alıntılar geçmişten geleceğe seslenebiliyorlar.
Parantez içinde hayaletler var olup, virgülle ayrılan kelebekler dizelere uçuşuyorlar. Üstelik şiirler ağlıyorsa şarkılar gülüşüyor. Hatta nane kokusunu çizgili deftere yazmak isterseniz, boş bembeyaz bir sayfada ölümden bahsedebiliyorsunuz.
Yazar olmak için çabalayan insanlar da var; yazanlar da… Üstelik şarkı söyleyen bir şarkıcı, birden ozan olabiliyor.
Ayrıca edebiyat kelimeleri hizaya getiren, cümleleri dibinize ittiren bir hizmetçiye dönüşebiliyor. Hayaller gerçek, gerçekler yazı olabiliyor. Bir kere izi kalırsa kim bilir kaç yıl yaşayacak…
Siz biliyor musunuz? Artık silgi kullanılıyor mu, yoksa zamanda yolculuk edip birinin anını kolladığımız hikâyeleri biz boşa mı anlatıyoruz?
Bugün size ufak bir hikâye anlatayım diyorum.
Girizgâh yaparken bazı harfleri kulağınıza fısıldar gibi söylemem gerek, biliyorum. Ama işte… hikâyecilik bir yazar için birçok farklı biçimde ortaya konabilir öyle değil mi?
Gelin bir bakalım.
aynalar fermanı
Kadirşinas Bir Kral Varmış
Zamanın ortasında bir yerde ama eskilerde… Heybetli, büyük, engin bir ovanın her çimenine hâlini sormuş. Nice canlının selamını kelâmını işitmiş. Deneyimliymiş. Merakı kadar bilgiliymiş. Henüz hiç okyanus görmemiş ama yaşamı boyunca suyun kıymetini bilmiş.
El pençe, kol kılıç savunmuş her şeyi. Direkleri hizaya getirip üstüne çatılar koymuş. Tüm bunları yapmak nereden aklına gelmiş, kim için yapmış, nasıl bu mertebeye yükselmiş, ne için bu dünyadaymış… amacı neymiş?
Hepsinide yazmış bu kral.
Hükmetmek bir yana dursun; bu kral kasvetli geceleri güneş gibi aydınlatan, hınçla dolu neferleri bir hizada tutan, ışığın içinden geçtiği yolları takip eden, rakiplerini tuzaksız karşılayan nadide bir kalbe de sahipmiş.
Ama gel gör ki bu kralın tebaası pek de öyle faydalı, iyi kalpli kişilerden oluşmuyormuş. Çoğu cahilmiş. Bulduğuyla yetinmeyip başkalarının rızkına uzanan… eğitimden, dersten, sınavdan kaçan… sınırları bilmeyen, anlamayan… pek de gelişme beklenemeyecek zayıf medeniyetli bir toplulukmuş.
Çoğu nefsine hâkim bile olamayan… azı adalet arayan… bir kısmı var eden ama çoğu tüketmekten başka bir şey bilmeyen bu insanlara liderlik etmek de bizim krala nasip olmuş yani.
Şimdi diyeceksiniz: “Bu nasıl bir kral?” Ama bu hikâye hâlâ günümüzde yaşanıyor maalesef.
Neyse…
aynalar fermanı
Halk ve Kral: Bitmeyen Çelişki
Halk yaşamak ister, kral korumak.
Oysa düzen ister, kral kaos.
Dahası zevk peşinde koşar, kral tatmin.
Ve en sonunda “adalet” der… kral yargıç.
Derken… “Savaş barışın işaretiyse, huzur da ölümün kucağıdır!” filan… Kral her bok olmuş.
Kalbi büyümüş, yüreği genişlemiş ve bir hüküm vermeye karar vermiş.
Tüm tebama buyruğumdur!
Bugüne dek size kalkan oldum.
Sırtımı size verdim.
Gölgemi üzerinize serdim.
Beni “iyi” sandınız.
Ben de kendimi öyle bildim.
Fakat bir şeyi çok geç öğrendim:
Merhamet yanlış ellere geçerse bıçak olurmuş.
Adalet yanlış kalplere düşerse taş olurmuş.
Bilgi tembel zihne girerse kibir olurmuş.
Ve kral, yanlış halkın başında kalırsa… insanken taşlaşır.
Ben insanken taşlaşmak istemiyorum!
O yüzden buyruğum şudur:
Bugünden itibaren her evin girişine bir ayna asılacaktır.
Öyle sıradan bir ayna değil…
Yüzünüzü değil, içinizi gösterecek.
Elinde kul hakkı olanın aynası kararacak.
Cebinde başkasının rızkını taşıyanın aynası çatlayacak.
Dilinde yalan olanın aynası buğulanacak.
Gönlünde haset büyütenin aynası paslanacak.
Kalbinde adalet taşıyanın aynası ışıyacak.
Ve kim aynasını kırarsa…
O kırık parçaları toplamayacak.
Çünkü cam kırılırken el kanar,
vicdan kırılırkende insan.
aynalar fermanı
Sonra ki gün: aynalar konuşmaya başlamış.
İlk başta halk sevinmiş.
“Ne var bunda?” demişler.
“Ayna işte…” demişler.
“Bizim bir suçumuz yok!” demişler.
Aynalar asılmış.
Evler aynayla dolmuş, sokaklar sessizlikle.
Çünkü aynalar konuşmaya başlamış.
(Aynalar konuşmaz sanırdınız.
Oysa en çok aynalar konuşur.
Sadece sesi yoktur.
Bakışı vardır.)
İkinci gün insanlar aynaya bakmamaya başlamış.
Aynayı ters çevirenler olmuş.
Üstünü örtüp yok sayanlar da…
Aynaya tükürenler de çıkmış.
Hatta duvardan indirip dışarı atanlar bile varmış.
Bir çocuk annesine sormuş:
“Anne… bizim ayna neden siyah?”
Anne susmuş.
Bazı anneler sustuğunda çocukları büyür.
Bazı çocuklar büyüyünce anneleri susar.
Üçüncü gün şehir kararmış.
Kötülük artmamış aslında.
Sadece görünür olmuş.
Dükkan sahibi komşusuna bakmış:
“Herkes hırsızmış.”
Komşu komşuya bakmış:
“Herkes kıskançmış.”
Kardeş kardeşe bakmış:
“Meğer ben seni hiç tanımamışım demiş.”
Ve şehirde bir adam varmış…
Aynası tertemizmiş.
Halk onu görmüş.
Şehir onu konuşmuş.
“Sahte bu!”
“Büyü var bunda!”
“Saklıyor kendini!”
“Bir şey çeviriyor!”
Adamın aynası tertemizmiş çünkü…
Aslında o adam hiç kimseye dokunmamış.
Ne iyilik etmiş ne kötülük.
Sadece yaşamış.
Ve halk…
Onu linç etmiş.
Çünkü halkın gözünde en büyük günah şuymuş:
Birinin lekesiz olması.
aynalar fermanı
Gelelim Kralın Aynasına
Ne var ki o gece kral tek başına aynanın karşısına geçti.
Çünkü bu defa hüküm halka değil, kendineydi.
Ayna ona baktı.
Kral aynaya.
Ve ayna…
Aniden karardı.
Kral ilk defa dizlerinin bağının çözüldüğünü hissetti.
Taht bir anda ağırlaştı.
Çünkü kral anlamıştı:
Yıllarca kötülüğü yönetirken,
kötülüğü taşırken,
kötülüğün adını ezberlerken…
kötülük ona da bulaşmıştı meğer.
Kral fısıldadı:
“Ben sizi düzeltmeye çalışırken siz beni çürüttünüz.”
Ve Son Hüküm
Sabah olduğunda kral halkı toplamış.
Sesini yükseltmemiş.
Çünkü bazı hükümler haykırarak verilmez.
Bazı hükümler insanın içine yürür.
Kral demiş ki:
“Tüm tebama buyruğumdur!”
Bugünden itibaren:
Ben artık kral değilim.
Tahtı bırakmıyorum.
Tahtı size veriyorum.
Ama bir şartla…
Kralınız her gün değişecek.
Her gün biriniz kral olacaksınız.
Adaleti biriniz dağıtacak.
Vergiyi biriniz toplayacak.
Aç kalanın gözünün içine bakma sırası birinize gelecek.
Yalnız kalanın kapısını çalma yükü birinize düşecek.
Suçlunun gözlerine bakıp karar verecek olan da biriniz olacaksınız:
“Sen misin, ben miyim?” diye…
Halk önce alkışlamış.
Çünkü insanlar ağır şeyleri alkışlamayı sever.
Hele o ağırlık kendi omzuna binmiyorsa.
Kral eklemiş:
“Ve… her gün kral olan kişi, kendi aynasını sarayın meydanına asacak.
O aynayı herkes görecek.
Halkın önünde…
Kralın içi görünecek.” demiş…
aynalar fermanı
Çarpıcı Son
İlk gün kralını seçmişler.
Seçtikleri adam güçlüymüş.
Sesi yüksek, yumruğu sertmiş.
Halk “oh be!” demiş.
“İşte kral budur!” demiş.
“Bize diz çöktürür!” demiş.
Adam saraya çıkmış.
Tahtta oturmuş.
Ve aynasını meydanın ortasına asmış.
Halk toplanmış.
Ayna konuşmuş.
Ayna…
birdenbire simsiyah olmuş.
Halk susmuş.
Adam bağırmış:
“Bu yalan! Bu büyü!”
Ama büyü değilmiş.
O adam halkın seçtiği kraldı.
Yani halkın aynasıydı.
İkinci gün yeni kral seçmişler.
Üçüncü gün…
Dördüncü gün…
Her gün yeni bir kral çıkmış, her gün yeni bir ayna kararmış.
Sonunda halk şunu fark etmiş:
Seçtikleri her kral,
kendileriymiş.
Ve işte o an…
kralın en büyük hükmü gerçekleşmiş:
Halk kendine hükmetmeye mahkûm kalmış.
O günden sonra şehirde iki şey çoğalmış:
Aynalar…
ve sessizlik.
Gerçek Kral ise bir gün, kimseye haber vermeden ovaya inmiş.
Bir madenci gibi toprağı kazmış
Altın aramamış.
Mahzen aramamış.
Su aramış.
Çünkü bilirmiş…
Bazı halklar susuz kalınca öğrenir.
Bazı insanlar kaybedince büyür.
Ve bazı krallar…
ancak gidince anlaşılır.
Son Söz
İyi bir kral olmak zordur.
Ama daha zoru şudur:
İyi bir kralı hak edecek bir halk olmak.
























🙌🌟