Yavaş Çekim
Öğle saatinde kasabanın çıkışında ellerimi cebime atmış ve bu sabah başıma gelen güzel şeyleri düşünüyordum. Güneşin besleyici ışığı yataktan kalktığımdan beri üzerimdeydi. Yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçalamış, suyun getirdiği ferahlık hissiyle güne başlamıştım.
Kasaba meydanına gitmek için kullandığım yol kapalıydı. Çoğu kişi bu habere sinirlenir fakat bu benim için oldukça keyifli bir haberdi; çünkü yol bana değil, trafiğe kapanmıştı. Koskoca yolda kimseyle çarpışmadan düşüncelere dalabilecektim. Hayal kurmak için gözlerimi kapatmak zorunda kalmayacaktım.
Yolun sağ tarafındaki ufak dükkanı geçer geçmez, yolun trafiğe kapanmasını fırsat bilen küçük bir salyangoz ailesine rastladım. Yolun karşısına geçmek istiyorlardı. Bu kadar kendinden emin olmalarına şaşırmıştım. Yavaşlıkları 21. yüzyıla hiç uygun değildi. Lakin güvendikleri şey her neyse ben de güveniyordum. Yine de onlar karşıya geçene kadar bir trafik polisinden bekleneceği gibi onlara göz kulak olmaya karar verdim. Her sabah böyle şeylere fırsat bulamıyordum; bu sabah başkaydı.
Salyangoz ailesi tam yolun ortasına varmıştı ki nereden çıktığını tam kavrayamadığım koyu yeşil, çok seri bir spor araba fırladı yola. Tam salyangozların üstüne doğru geliyordu. Birdenbire yola attım kendimi. Acı acı yükselen korna ve fren sesleriyle beraber arabayı durdurdum ve samimi bir gülümsemeyle, “Lütfen geçmelerine izin verin” dedim. Henüz sürücüyü görmemiştim tabii, ne tepki vereceğini bilmiyordum. Koruma içgüdüsüyle birden olmuştu her şey. Sürücü tarafındaki otomatik cam açıldı. İkimiz de güneş gözlüğü taktığımız için, gözlükleri hafifçe alnımıza kaydırıp birbirimize bakakaldık.
— Neler oluyor? İyi misiniz?
— Üzgünüm, yol trafiğe kapalı olmalıydı.
— Yol kapalı demişlerdi zaten. Ben de kestirmeden geldim.
— Bakın, salyangoz ailesi karşıdan karşıya geçiyor. Umarım sizi korkutmadık?
— Ah, hayır! Aksine ben yardıma ihtiyacınız olduğunu düşünmüştüm.
— Evet, yardıma ihtiyaçları vardı.
— Ne kadar güzel bir aile.
— Gerçekten de öyle.
— Bu devirde sizin gibi insanlar kaldı mı yahu?
Yavaş Çekim
Konuştukça saçları dalgalanıyordu. Saçları açık kestane rengiydi ama üzerine altın tozu serpilmiş gibiydi. Ses tonu sakindi; ılık bir rüzgar gibi çınlıyordu kulağımda. Söylediği her kelime sanki içime dokunuyordu. Bu rastlantı olamazdı, tesadüfen karşılaşmış olamazdık. Bence salyangozlar bundan haberdardı; çünkü güvendikleri şey her neyse ben de ona güveniyordum.
Salyangoz ailesi nihayet karşıya geçmişti. Üstelik gözden kaybolacak kadar uzaklaşmışlardı. Görevimi tamamlamanın verdiği yetkiye dayanarak söze kaldığım yerden devam ettim:
— Aynı devirde yaşıyoruz sanki. Çok teşekkür ederiz bize yol verdiğiniz için, bakın nihayet geçtiler.
— Hiç farkında değilim! İyi ki varsınız, kazara bu güzel aileye zarar vermek istemezdim. Çok mutlu oldum sayenizde, ben teşekkür ederim, asıl.
Gerçekten de gözlerinin içi gülüyordu ve oldukça neşeliydi. İçimi ısıtan tutumuyla onu daha çok merak ettiğimi hissediyordum. Bir şeyler sormak, sohbeti uzatmak istiyordum. Ülkenin kuzeyine seyahat ediyor gibiydi; bu sıcağı, yaz mevsimini ve tembelliği terk ediyordu muhtemelen. Ben buraları terk edemiyordum, dönecek başka bir yerim yoktu. Kendimi arabanın önüne attım diye bana aşık olamazdı; bence çarpışmıştık.
— Çabucak burayı terk ediyordunuz sanırım? Aceleniz var gibiydi, ben mani olmayayım.
— Aslında alışverişe çıkmıştım. Evde yiyecek pek bir şey kalmamıştı, taze sebze alacaktım.
— Siz burada mı yaşıyorsunuz?
— Evet, kuzeyden geldim ama burayı hiç terk edemiyorum. Artık buralı oldum bence.
Yavaş Çekim
Daha önce hiç karşılaşmamıştık. Artık siz de biliyorsunuz; ben yolu trafiğe kapattıklarına sevinen o yalnızlık abidesiydim. Kendi düşüncelerimle yürüyüp hayal kurmaktan başımı kaldıramıyordum. Kesin salyangozlar yüzünden olmuştu! Durduk yere çarpışmıştık işte. Herkes canlı ve yaşıyordu çok şükür.
— Ne güzel buralı olmuşsunuz?
— Ben Burcu. Sizin adınız nedir, burada mı yaşıyorsunuz?
— Evet ama size daha önce hiç rastlamadım. Mutlu ben, çok memnun oldum. Hoş tesadüf oldu öyle değil mi?
— Gerçekten de hoş. Nereye gidiyordunuz? İsterseniz yolumun üstündeyse bırakabilirim.
Salyangozları fark eden gönlümün yaşamdan bu denli uzak kalacağı o ana kadar hiç aklıma gelmemişti. Yüzü çok tanıdık, sakinliği cıvıl cıvıl geliyordu. Tüylerimi ürperten bir gülüşü vardı. Daha fazla dayanamayıp cevap verdim:
— Ben de alışverişe gidiyordum. Evde yiyecek pek bir şey kalmamıştı. O sırada salyangoz ailesine denk geldim ve size rastladım.
— Gelin öyleyse, birlikte gidelim. Sanırım biz komşuyuz. Hem sizi daha iyi tanımak isterim. Kalbiniz ne kadar da güzel.
Arabaya binerken arkama baktım; salyangozlar çimenlerin arasında çoktan kaybolmuştu. Yol yine bomboştu. Sadece bu sefer trafiğe değil, başka bir yere kapalı gibiydi. Klima buz gibiydi, dışarısı yanıyordu. Burcu dikiz aynasını düzeltti ve güldü: “Salyangozlar için yolu kapattırdığımı söylesem inanır mısınız?”
Durdum.
…ne?
———–
Bu, Salyangoz Ailesi’nin sadece başlangıcıydı.
Devamı haftaya Perşembe 19:00’da mailinde ve sitede olacak.
Eğer bu satırları sevdiysen, bu yazıyı birine iletmen benim için en güzel destek.
Yavaş kalalım.
Bu yazıyı sesli dinledin. Bu metinlerin devamını ve hiç yayınlamadığım taslakları her hafta Substack’te mektup olarak yayınlıyorum Arşivde kaybolmak istemiyorsan buraya takip linkini bırakıyorum: Mutlu Ereriş Substack’e Katıl ->


















