Tevekkeli…
On dört bin dişi var bu salyangozun.
Dişleri bildiğin zımpara.
Üç yıl. Hiç uyanmadan uyuyabiliyor.
Ve aynı anda hem anne, hem baba.
İki salyangoz sevişince, ikisi de hamile kalıyor.
Çünkü hamurlarında var.
Hermafrodit.
Nasıl aşık oluyorlar biliyor musun?
Birbirlerine ok atarak.
Bildiğin Eros gibi.
Okun adı da Love Dart.
Ok değdi mi, aşk başlıyor.
Yavaş sanıyorsun değil mi?
Değil.
En hızlısı bir metreyi yirmi saniyede gidiyor.
Usain Bolt görse utanır.
Önüne ister jilet koy, ister toz.
Hiç fark etmez.
Yürür gider.
Ayağı bile kanamaz.
Ve asla kaybolmaz.
Çünkü bıraktığı izi unutmaz.
Kendi yolundan geri döner.
Üstüne bir de yirmi beş yıl yaşar.
Dinozorlar öldü, bitti.
O hâlâ burada.
Yavaş yavaş yaşıyor, işte.
Tevekkeli…
Kaplumbağa poposundan nefes alıyor.
Su altında üç hafta kalabiliyor.
Yüz elli yıl yaşıyor.
Hatta boşanabiliyor.
Mesela Galapagos’ta Jonathan var.
Yüz doksan bir yaşında.
Hala yaşıyor.
İkinci Dünya Savaşı’nı gördü.
Kafasında pusula var.
Otuz yılda bir doğduğu kumsala geri dönüyor.
Kabuk evi değil.
Omurgası.
Dokunursan hissediyor.
Ve ağlaması gerçek!
Karada biriken fazla tuzu ağlayarak atıyor.
Yüz elli yıl.
Dinozorlar öldü, bitti.
O hala burada.
Yavaş yavaş yaşıyor, işte.
Tevekkeli…
İnsan her yerde yaşayabiliyor.
Her yirmi sekiz günde bir, tüm derimizi değiştiriyoruz.
Hayatımız boyunca altı yüz kez.
Evimizdeki tozun yüzde sekseni biziz. Ölmüş derimiz.
Salyangoz üç yıl uyuyor belki.
Ama dünyanın en tuhaf uykusu bizde.
Adı REM.
Beyin vücudu tamamen kilitliyor.
Rüyanda koşarken yataktan düşmeyesin diye, her gece felç oluyorsun.
Arada yavaşlamak bize de iyi geliyor.
Kaplumbağa yüz elli yıl yaşıyor belki.
Ama insan beyni bundan çok daha dayanıklı.
Çünkü o yaşarken torununu bile tanımıyor.
Bizde seksen altı milyar nöron var.
Tüm internetten daha fazla bağlantı.
Yetmiş yaşında bile yeni nöron üretiyoruz.
O kabuğuna dokunulunca hissederken,
sen dokunmadan da hissedebiliyorsun.
Miden kendini sindirmemek için kendini yiyor.
Bir jileti eritecek kadar da güçlü.
Bu yüzden her üç dört günde bir,
mide duvarını baştan yaratmak zorunda.
Japon bilim insanları kanıtladı.
İnsan ışık yayıyor.
Fotoğrafı yok.
Gözle görülemeyecek kadar az.
Ama parlıyoruz.
Adı (bi-yo-lü-mi-nesans)
Karanlıkta parlayan canlılarız biz.
Burnumuz salyangozun on dört bin dişine bedel.
Bir trilyon farklı kokuyu ayırt edebiliyoruz.
Ve otuz yıl geriye gidebiliyoruz.
Hani on yaşında duyduğun o silgi kokusunu hiç unutmaman var ya.
İşte tam bu yüzden.
Sadece çok hızlı yaşıyoruz.
O kadar hızlı ki, izimizin nereye gittiğini unuttuk.
Tevekkeli değil…
Kaplumbağa otuz yıl sonra doğduğu kumsala geri dönüyor.
Salyangoz kendi izini takip edip geri geliyor.
Eee, İnsan da hiç gitmediği yerleri özlüyor.
Bu sitenin adı boşuna Where is Human? değil.
Başka hiçbir canlı “Neredeyim?” diye sormaz.
Sadece insan sorar.
İşte bu yüzden kaplumbağalar uzun yaşar.
Salyangozlar iz bırakır.
Ama sadece insan, izinin nereye gittiğini merak eder, demek istedim…
Yazan: Mutlu Ereriş
Takip Edin & Dinleyin:
- 🎧 Podcast: Where is Human? (Spotify)
- 📬 Substack: E-posta Bültenine Abone Ol
- 📺 YouTube: Mutlu Ereriş YouTube Kanalı
- 📸 Instagram: @mutluereris
- 🔗 Tüm Platformlar & Müzikler: ffm.bio/mutlu


















