çiğ
Bence sorun ne, biliyor musunuz?
Çerez, kuru yemiş düşkünüyüz. Ama asıl sorun şu: Niye kavrulmuş çerez yiyoruz? Aslında çiğ yesek daha güzel olmaz mı? Üf! Ne kadar sağlıklı… Ama din “Çiğ yemeyin” diyor; çiğ yiyeni yerler diyor. “Çiğ et yemem” diyor, çiğ bitki yemiyor.
Bence sorun tam olarak ne, biliyor musunuz?
Çiğ et ye ama büyük söz konuşma. Çiğ yağmursa güzeldir; vegan etçilse, otçul vegan olmuş. Kafalar yanmış. Birkaç şeyi örtbas etmek için dudaklarımı hareket ettiriyorum; saf dışı ettiğim olasılıklar yüzünden geçmişe gidiyorum. Bağ kesme meditasyonu, kök çakra meditasyonu, antibiyotik meditasyonu…
İlaçlara olan direncim ve tatile olan düşkünlüğüm kapışıyor. Eğer biri akıllıysa tembel oluyormuş, kısayollar buluyormuş. Hayatımda fark ettiğim en büyük kısayol çalışmak oysa. Sonsuza kadar çalışmayacağım için sıkı çalışıyorum, diyelim.
Bence sorun ne, biliyor musunuz?
Sağlıksız besleniyoruz. Mesela bir sürü yağ tüketip, yağ isimleri bulup, yağdanlık üretip, atalarımızdan daha uzun yaşayacağımızı sanıyoruz. Çünkü kuyruk yağı, sade yağ, ayçiçek yağı ve mısır özü yağı tüketiyoruz. Oysa uzun ömür, sağlam vücutta ve salim bilinçte olur!
Bir teoriye göre zorluklar bizi dönüştürüyor; öyleyse biz niye kolaylık diliyoruz? Ölümlü olmamızın bir sebebi yok mu sizce? Organik olmamız sebepsiz mi? Dünya, organiklerin gezegeni olamaz mı? Belki daha bilmiyoruz ama belki Plüton ölümsüzlerin, sonsuz bedenlerin gezegenidir; buradaki yolculuk sona erdiğinde oraya gideceğiz, belki de…
çiğ
İnsana bilmek iyi gelmiyor; öğrenmekse kışkırtıcı ve çiğ. Türümüz hakkında yorum yapmak için neredeyse 45 yıl bekledim. Diğerleri de öyle yapmış, yorum yapmayı beklemişler. 500 yıl bekleyen var. “Biraz da ben bekleyeyim, ne çıkar yahu?” diyordum ama artık 21. yüzyıldan bahsetme zamanı geldi.
Teknoloji çığırından çıktı; zaten pek çığır açıcı da sayılmaz. İşlerimizi kolaylaştırmak için minicik kalan üretim kapasitemizi daha sıkış tepiş hale getirip duruyoruz. Yaşam motorlarımız infilak etmek üzere ve organik bedenimiz bunun için yaratılmadığından bahsediyor.
Herkes sağır olmuş gibi kalan zamanını nasıl geçireceğini hayal ediyor. Zihinler ve algılar ele geçirilmiş. Bu durumu yönetmek isteyenler var; varlıkları esir edilmiş.
Oysa gözleri yüksekte olanlar sadece Tanrı’ya hizmet ederler.
İşte sorun tam olarak bu.
Bilerek yaptıklarınızın bilmediğiniz bir yere varması kaderinizdir. Size en çok organik bir son yaraşır. Yarattıklarınız, unuttuklarınızdır oysa; çünkü hiçbir şey yoktan var edilemez. Salt güvenlik, aidiyet ve kalıcılık teması, yaratıcı enerjinize yapacağınız en büyük kötülük olacak. Ve en çok da içinizdeki en semirmiş, en şişmanlamış, en obur kişi buna servetini harcayacak. Kuyruğunu yiyen yılan misali yeryüzünde dolanıyorsunuz, bu kaç yüzyıl daha sürecek söyler misiniz?
Neyse; ne diyorduk: İnsana bilmek iyi gelmiyor, öğrenmekse kışkırtıcı ve çiğ.
Bu yazıyı sesli dinledin. Bu metinlerin devamını ve hiç yayınlamadığım taslakları her hafta Substack’te mektup olarak yayınlıyorum Arşivde kaybolmak istemiyorsan buraya takip linkini bırakıyorum: Mutlu Ereriş Substack’e Katıl ->
























