kafes

kafes

“göğüs kafeste olur mu hiç?” diye bağırdım.

çünkü, her şey gözlerinin içindeydi. bağımsız birini özgürlüğe kavuşturmak hiç kolay değildi çünkü. karanlık bastıktan sonra dikkat etmelisin, gölgen kaybolur dedim. sadece ışıkta görünen şeylere dikkat edersen. Evet! karanlık her çöktüğünde kaybolursun!

neymiş, okyanus sadece tuzlu su değilmiş, hatta dalgalarla boğuşmakta değilmiş, tadı damağında kalsın diye, gargara yapan bir tanrının içine boşalıveriyor muşsun bazen. işte bazen insanın tadına varıyor muşsun! dilinin ucunda, küçücük bir an kadar, yaşıyor muşsun bu hayatı!

kendi kendine dirilen meme uçlarında, tuzlu suyun içinde ve hatta kendi tükürüğünde kaybedebiliyor muşsun zamanı!

çünkü her şey gözlerinin içinde, çünkü ben bir kafesteyim!

neyse, sessizlik gitgide artmaya başladığında, yirmi metrelik, bronz çıplak heykelli, gün ışığına boğulmuş, bembeyaz bir müze salonu. bolca faninin mırıltısı. gümüş tırabzan. parıldayan gün ışığına inen, üç yüz metrelik uçurum. gölgemin kaybolduğu o an, tam da ayaklarımın dibinde duruyordu.

“göğüs kafeste olur mu hiç?” diye bağırdım.

YAZAN: MUTLU ERERİŞ

Edebiyat kategorisine buradan ulaşabilirsiniz!

kafes

 

3 thoughts on “kafes

  1. sinchao dedi ki:

    Güzel, güzel, güzelll…

  2. mutlu dedi ki:

    bunu senden duymak iyi.. çok teşekkür ederim 🙂

  3. sinchao dedi ki:

    Eyvallah 🙂

Bir Cevap Yazın