lale gibi açılmasam

Gramafon kağıtlarından yapılmış küçük gemiler vardı, koridorda.. İlerledikçe kısalan hol’ün sonuna, bir kapıya yaklaşıyordum. Kapının üstünde kristal görünümü verilmiş, arkasını göstermeyen bir cam vardı. Işık hol’e belli belirsiz ama siyah beyaz renkleriyle yayılıyordu. Adımlarım, kırmızı, yırtık pırtık bir kilimde yürürken, acele etmiyor ve duvarlara asılmış fotoğrafları izliyordum.’ Manzarayı hol’e koymuş, balkonun kapısını kilitlemişti sanki! Çiçeklere su vermemek için onları duvarlara asmıştı. Renkleri solmasın diye tozlarını alıyor, gözlerini boyuyordu. Duvarın bir bölümünde yüklük, onun içinde ise erzaklar vardı. Yemeklerin kokusu bu hol’e uğramadığı için, çiğ bir hava olsa da! Yine de ev, bereketli görünüyordu!

İçimden on’a kadar sayıp. Kilime tutunarak, holün sonuna doğru yürüdüm. Geçtiğim yerleri unutmamak için, not almam gerekliydi. Neyse ki; tam da hayalini kurduğum gibi olmuştu. Böyle durumlarda aklımda tutmam gerekmezdi.

lale gibi açılmasam

Serin olur diye ışıkları yakmıştım. Kapıya ulaşırsam onu açacaktım. Planlarımdan biri bu, diğeri onu görmekti. O hayallerimdeki gibiydi. Sarı bir tomurcuğun, çorabı kaçmış gibi! O zaman yeşil görünür, bazen pembe dilli olurdu. Onu, öper, öper, öper, öperdim. Belki de sırtıma dokunur diye, yüzümü duvara döner, güneş doğmadan da, eve giderdim. Ama hol’ün sonu gelmiyordu! Arkamdan birileri beni dürtüyordu. Geçmiş peşinizi bırakmaz ama, iyi bakarsanız göreceksiniz! O sizi geçmiş! Ben kanatları var diye, böcekleri kuşlara şikayet ettim! Sustular diye, daha çok daha çok, ihanet ettim. Bazen muhabbet bazen de sohbet ettim.

Irmaklar bile yolunu değiştirdi. Ben geçerken akışta kalamazlarmış! Yarı belime kadar girdim, ayaklarım anca ıslandı! Biraz yüzseydim eğer, yüzüm de ıslanırdı. Ben daldım, çok dalgındım! Boğulmadım ama ağzım doluydu. Yutkundum, ben.. Çok içime çektim! Neredeyse kapıya varmıştım.

İki şeritli, cevizli bir yolda, bazen yolda kalırsın. Ağaçlar biz ayırdık derler, ama sen onlara, aynıydık dersin. Göğe doğru menekşelerin dedikoduları yayılırken, yıkım ekibide gecekondulara bayılır. Üzerini örten mavi fularını, boynuna dolamıştı! Kapı açılınca beyazın hakim olduğu bir tonda, üzerime doğru eğildi. Ağır geliyordu, bu bana! Bir ton beyaz yani, çok eğilmedim!

lale gibi açılmasam

Yanağından yüzüme, sanki benim yanağım yokmuş gibi, bir his dağılıyor. Bende burnumla, gideceğim yolu arıyordum. Çok geçmeden elimden tuttu! Kırmızı ışıkta karşıya geçmiyorduk sonuçta. Daha çok ellemek gibiydi, belki biraz dokunmak! Göz kapaklarından anladığım kadarıyla görebiliyordum. Burnu, çok ama çok güzeldi. Onunla kokladığını sanmıyordum. Çünkü iç güdüleriyle hareket etmişti. Bunu içinizde hissedebiliyordunuz!

Gömleğin kollarını sıvamıştım. Duvarda öyle yapmıştı. Bir şeyleri, sıvamıştı işte. O gün hava sıcak olmasa gömlek giymezdik! Ben yine de dudaklarını beğeniyordum. Sırtımdan güzeldi! Öpücük için bir, bilemedin iki saniye bekliyor, sonra sırayla ikisinide yapıyordu. Sarıldım ona, dedim ki! Sen delisin! Bunu söylememden hoşlanıyordu, ama pek konuşmazdı.

Dilini merak ettim o yüzden. Ne anlatıyor bu diyordum. Ne söyleyecek! Menekşe gibi mi yasemin gibi mi, dırdır edecek! Fesleğen derdim mi kara biber mi, diyordum! Göz kırptı bana, sırayla ikisinide yaptı. Öpücük için bir, bilemedin iki saniye bekledi! Yüzüne dökülen saçları ensesine gömdükten sonra, geriye kalanı tokaladım kulağına hemen! Dişlerini görüyordum, sırıtmış herhalde! Kürdan gibi davransam, acaba, ne derdi! Ben daha çok, centilmendim! Diş fırçasıydım yani!

lale gibi açılmasam

Soğuğa hassas olduğunu söylediler! Ateşi buldum, öyle gittim! Çok sıcak derse, bu iyiydi, gömleksiz gezerdik! ‘Size Böyle zamanlarda bu satır için hepimiz gülümseriz bence demek isterdim.’ Tek bulabildiğim yol bu oldu!

Lale gibi açılmasam, halim sizce nece olurdu!

Saygılar.

YAZAN: MUTLU ERERİŞ

Edebiyat kategorisine buradan ulaşabilirsiniz!

lale gibi açılmasam

YORUM BEKLİYORUM!

12 thoughts on “lale gibi açılmasam

  1. gezginsezer dedi ki:

    Guzel yazıydı vesselam. Emeğine kalemine sağlık sayın yazar. Başarılarının devamını diliyorum kolay gelsin

    1. mutlu dedi ki:

      Çok teşekkür ederim! Keyf olsun.

  2. saphilopes dedi ki:

    Bizi elimizden tutup bir koridorun içinde başka dünyalara sürükledin..
    Başka kapılara başka kapılarda
    Flaş hep patladı
    Şak
    Yarin dudağı çok güzeldi
    Şak
    Korkuyorum tavan çökerse
    Yo yo
    Daha çok ellemek gibiydi dokunmak gibi
    Şak
    Şak
    Şak
    Pek Bi güzel de sen köksün
    Laleler koridor zeminini delip alt komşunun burun deliğinden içeriye girmek üzereler. Komşun merkez bankasının altınlarını saklıyor midesinde.
    Hadi zengin oldun laleler açtığında. 😃Bizi de görürsün artık.

    1. mutlu dedi ki:

      😉 Şak kısımları vurucu olmuş!

      1. saphilopes dedi ki:

        Sabahın köründe ben mi yazmışım bunu. Allah Allah. 🤔

        1. mutlu dedi ki:

          😂

  3. albaraz dedi ki:

    Metafor uzmanı 🙂 Tebrikler.

    1. mutlu dedi ki:

      Ah Albaraz teşekkürler.. 🙂

  4. Aylin Tamakan dedi ki:

    “Daha çok ellemek gibiydi, belki biraz dokunmak!”
    Her zamanki gibi soluk soluğa kelimeler, her bir kelime birbirinin peşinden koşar gibi, yüreğine sağlık.

    1. mutlu dedi ki:

      Soluk soluğa evet 🙂

  5. artink dedi ki:

    “Yemeklerin kokusu bu hol’e uğramadığı için, çiğ bir hava olsa da! Yine de ev, bereketli görünüyordu!

    İçimden on’a kadar sayıp. Kilime tutunarak, holün sonuna doğru yürüdüm. Geçtiğim yerleri unutmamak için, not almam gerekliydi”
    Hol denen ev bölümü nasıl bir belirsizlik yeridir değil mi? İşlevsel açıdan muamma bir alan.
    Öyküde okur olarak yürüme süreci son bölümden daha yoğunluklu, mütemadiyen “ne olacak şimdi” modunda betimlemeli. Güzeldi, eline sağlık.

    1. mutlu dedi ki:

      Yorumun çok mutlu etti. 🙂 Çok teşekkür ederim. Hol denen ev bölümü beni hep çok etkiler.. Ve sadece yürüme bölümünde geçse diye düşünmüştüm yazarken ama sonra birden buna dönüştü.. Keyf olsun!

Bir Cevap Yazın