Bir düşüncenin veya görüntünün, bir başkasını hatırlatması: Çağrışım olarak bilinir.

Benim lakabım Dejavu, bana böyle sesleniyorlar. Nedense karşılaştığım çoğu kişi, beni bir yerlerden hatırladığını sanıyor. Konuşmayı öğrendiğim günden beri, girdiğim tüm sohbetlerde, kelimeleri bende yarattığı çağrışımlar üzerinden değerlendirmişimdir. Ancak bu şekilde bakış açılarını algılaya-biliyordum. Velhasıl çağrışım benim için çok önemlidir.

Çağrışımların oluşturduğu rezonanslar, bilinçaltımda yeterli doyuma ulaştığında. Farkındalık boyutundan, geçmişin fırtınasını şimdilik kasırgasına dönüştürebiliyorum. Eğer doğal gelmiyorsa sorun yaşadığınız anda değil çoktan yaşayıp bitirdiğiniz bir zamandadır. Sizlere çağrışımın çok pozitif bir araç olduğunu söylemek istiyorum.

Küçük ve dalından yeni kopmuş, yeşil bir elma, size neyi çağrıştırıyor? Tatlı, ekşi, sulu, Newton, yer çekimi, Âdem, Havva, yılan ve gırtlak. Bir elmanın bize çağrıştırdıkları ona sığdırdığımız hikayelere bakılırsa, neredeyse insan oğlunun merak ettiği her şeydir. Yasak olan şeylerin başında gelen bu meyve, bize hep çözülecek problemler getirir.

-Çağrışım-


Güneş gözlüklerimle, gölgede kalacak kadar sıcaktı hava. Işığa gözlerini diken böceklerin, kanatları sayesinde serinliyordum. Etraftaki yılanlar, yalan söyleyenleri cezalandırıyordu. Yalancılar, yılanların peşlerinden gidiyordu. Adına Dünya dedikleri, cehennemi arıyorlarmış. Parmaklarıyla işaret eden bir adam, orada yaşıyormuş. Dediğine göre gezmeye çıkan bu adamları, oraya götürebilirmiş. Hepsini dinliyordum.

Yer yüzünde seyahat edenler, haritalara bakıyorlardı. Gökyüzünde seyahat edenler, gözlerini kapatıyordu. Rüzgâr, her yerdeydi. Kum ve toz tanelerini, oradan oraya taşıyordu. Cehennem dedikleri bu yerde yalnızlık çok doğalmış. Milyonlarca yıldır soğutulan bu Mavi gezegen, bu yüzden ağzına kadar suyla dolu diyordu adam.

Kahverengi toprağa, kara toprak diyenler varmış. İçine bir şeyler gömmüşlerdi. Elleriyle gömdükleri çürüyordu. Kazarak çıkardıkları, hazine anlamına geliyordu. Hepimiz aynı ortamda yaşıyorduk. Ama Türkçeyi farklı biliyorduk. Kültür farkı sanırım. Benim tek amacım, derdimi anlatabilmekti.

Tanrının tuvalete ihtiyacı vardı. Her Tanrının var. Arka bahçesi. Tanrının çiçekleri. Baksana, Pi sayısının ritmlerini severim. Masaj gibidir. Bazıları Mesaj Diyor. Yani dıgıdık dıgıdık bir şey. Benim olayım ritm atmak değil, derdimi anlatmak.

Oğlum seviştikten sonra, insanın yanakları ıslak kalır mı ya? Sevişiyor muyuz, yalaşıyor muyuz? Yoksa ağlaşıyor muyuz? Islanmak için mi bütün bunlar?

Canlıların karşı koyamayacağı ihtiyaçları üç başlıktan oluşur. Zevk duymak, tembellik etmek ve doymak. Bunlar zihninize çakılı değildir, içgüdüsel demek daha doğru olur. Dikkat edin bu durumda hissedeceğiniz tek duygu “Acı” olacaktır.

Benim lakabım Dejavu, bana böyle sesleniyorlar. Nedense karşılaştığım çoğu kişi, beni bir yerlerden hatırladığını sanıyor. Eğer doğal gelmiyorsa sorun yaşadığınız anda değil çoktan yaşayıp bitirdiğiniz bir zamandadır. Sizlere çağrışımın çok pozitif bir araç olduğunu söylemek istiyorum.

Mutlu Ereriş
Edebiyat

3000+ ABONE ARASINA KATIL

Abonelik işleminiz tamamlandı.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

E-posta adresiniz kimseyle paylaşılmayacak.

19 COMMENTS

  1. “Çoktan yaşayıp bitirdiğiniz bir zaman…” Anımsadığımız her bir anda yaşayıp bitirdiğimiz en belirsiz hatıralar var. Belleğin neleri götürdüğünü bilmediğimiz, başka hayatlarımız. Bana birçok şey hatırlattı. Kaleminize sağlık.

Bir Cevap Yazın