Human Design Nedir?

Human Design Nedir

Human Design Nedir?

“Human design nedir” sorusu için insanın kullanım kılavuzu cevabı verebiliriz. Her insanın kendine özel bir tasarımı var ve bunu yaşamak için dünyaya geliyor. Ortaya çıkan tablonuz sizin okulunuz, tabloda tanımsız olan beyaz alanlar ise almanız gereken dersler diyebiliriz. Bu sistemi kullanmamızın amacı ise insanın kendine has tasarımını yaşamasını engelleyen faktörleri ortadan kaldırmak.

“Human design nedir” diye sormak ve cevabı öğrenmek bu sebeple çok önemli!

Daha anne karnındayken annemizden, çevreden, gezegenlerden aldığımız koşullandırmalar nedeniyle sürekli olmadığımız halde yaşamaya programlanıyoruz.

Her bireyin “tanımsız alanlarını” çevresinden aldığı koşullandırmalar nedeniyle otomatik olarak yaşamaya çalıştıklarını ifade ediyor.

İnsan Tasarımı’nın amacı bu koşullandırmaların ne olduğunu bilmek ve onlardan nasıl uzaklaşabileceğimizi göstermek…

Tabloyu okumayı bilen kişi için sizin yaşamınızı, özünüzü, sizi ifade ediyor. Ne zaman öz olmayan davranışlardan uzaklaşabileceğinizi, hangi davranışların öz olmayan davranışlar olduğunu, nerelerde sıkıntı yaşayabileceğinizi, nelere yeteneğiniz olduğunu katman katman içeriyor. Karışık gözükse de basit ama bir o kadar da derin

Şimdi “Human design nedir” sorusuna olabildiğince sade, net ve bütün bölümleriyle cevap vermeye çalışalım!

Bu kadar çok bilgi insanı ürkütüyor. Derinleşmek şart mı?

Hayır, değil… Sadece tabloda ortaya çıkan “stratejinizi” ve “otoritenizi” hayatınıza entegre ettiğiniz zaman, zihninizin öz olmayan davranışı nereden kurgulayıp, sizi nasıl yönlendirdiğini fark edip bunları hayatınızdan çıkardığınız zaman değişim zaten başlıyor. Hem de akla hayale sığmayacak şekilde… Birkaç sene sonra geriye bakınca “Ben nasıl yapmışım bunları” diyecek kadar…

Öz olmayan davranışlar derken neyi kastediyorsunuz?

Tasarımınıza uygun yaşadığınızda sergilediğiniz davranışlara “öz”; uygun yaşamadığınız zamanki davranışlara ise “öz olmayan davranış” deniliyor. Öz olmayan davranış zihnin bizi özden uzaklaştırmak için sergilediği davranışlar… Öz olmayan davranış yaşadığımızda kendimizden uzaklaşıyoruz ve kendimize saygımız da azalıyor. Hayatımızda sürekli uğraş içinde oluyoruz ama bütünü hissetmediğimiz için gitmek, varmak istediğimiz yeri netleştiremiyoruz ve oraya varamıyoruz.

Human Design Tasarımınızı kavrayınca hayatınızı bir film gibi seyretmeye başlıyorsunuz. Hangi olayın neden olduğunu,ne zaman kendiniz olup olmadığınızı fark ediyorsunuz ve böylece kendinizi suçlamayı değil sevmeyi öğreniyorsunuz.

Bu davranışlar bize ne yapıyor?

Zihnimiz bizi sürekli olmadığımız bir şey olmamız için zorluyor. Aldığımız eğitimlerin çoğu bireyin ihtiyaçlarına yönelik değil, herkesi homojenleştirmeyi hedefliyor. Eleştiriye uygun olsak da olmasak da sürekli eleştiriliyoruz. Bir yarışın içinde koşuşturma halindeyiz. Tüm bunların arasında bizi biz yapan özelliklerimizi keşfedemiyoruz. Sonuç; hüsran, öfke, acı, hayal kırıklığı oluyor. Bunların karşısında yer alan duygular ise tatmin, barış, başarı, sürpriz… Şu an bulunduğunuz noktadan özünüze dönmek için kullanacağınız yöntemlerden biri de İnsan Tasarımı.

Zihnimiz bunu bize neden yapıyor?

Kötü niyeti yok. Anne karnından itibaren anneden, gezegenlerden, gıdalardan, arkadaşlardan yani her şey tarafından koşullandırıldığımız için zihin bizi bu koşullandırmalar doğrultusunda hareket ettirmeye çalışıyor. Dolayısıyla öz olmayan davranışa itiyor. Koşullandırmaları hep tablomuzda beyaz yani tanımsız olan yerlerden alıyoruz; yani biz olmadığınız yerden…

Tanımlı-tanımsız alanları açıklar mısınız?

Tablonuzda nokta atışı şeklinde sorunlarınızı ve hayat yolunda rastlayacağınız problemlerin ne olacağını görebiliyoruz. Tablonuzda beyaz gördüğünüz her şey tanımsız yani aktivasyon almadığınız yerler, renkli gördüğünüz her şey de tanımlı anlamına geliyor. Siyahlar renkliler zihniniz aracılığı ile kişiliğiniz hakkında algılayabildiğiniz özellikleriniz ve doğum anınızda aldığınız tanımdan geliyor. Kırmızılar ise doğumdan yaklaşık 88 gün önce gönderilen bilgilerden geliyor ve bilinçdışı… Zihin bu kırmızı bölgelerle kendini eşleştiremiyor. Ancak bir başkası size “Sen şöyle şöyle yapıyorsun” dediğinde fark ediyorsunuz. Örneğin siz duygusal olmadığınızı sanırsınız ama size duygusal olduğunuzu söylerler. Yani bilinçdışı olarak aldığınız duygusallık aktivasyonunu zihin sizinle örtüştüremiyordur.

Tanımsız olan yerler sizin bu hayatta almanız gereken dersler… Örneğin tablonuzda baş bölgeniz tanımsız yani beyaz diyelim. O zaman siz kendinizi başkalarının dertlerine çok fazla kaptırdığınız, o sırada kendi işinizi gücünüzü bıraktığınız noktada bir süre sonra baş ağrısı çekebilirsiniz, başkalarının stresleri sizi çok gerebilir. O sırada tanımsız olan bir başka alanınız da bu durumdan etkilenip sizi zorlar çünkü tanımsız alanlar entegre çalışır. Örneğin duygusal açıdan da tanımsızsanız stresi daha fazla hissedersiniz.

Çok fazla beyaz-tanımsız alan olması kötü bir şey mi?

Herkesin olabileceği tanım 26 adet ve Iching’e göre 64 aktivasyon olasılığı inanılmaz bir boşluk gerektiriyor. Beyaz alanlar herkeste var. İnsanlar tablolarındaki boşlukları görünce nedenini soruyor ama içine girdikçe anlamaya başlıyor. Bu alanlar öz olmayan davranışların onları yakaladığı alanlar…

Bu tabloyu hayata geçirmenin yolu nedir?

Kişinin doğum bilgilerini aldıktan sonra tabloyu oluşturuyor ve yüz yüze iki-üç saat süren bir görüşme yapıyoruz. Bazı insanlar görüşme bitince “Muhteşemdi” diyor ama öğrendikleri bilgileri hayatlarına entegre etmiyor. Oysa İnsan Tasarımı’nın hayatınızda değişiklik yapması için hayatınıza dahil etmeniz gerekiyor. Nasıl ki bir vitaminin faydalarını sadece bahsederek elde edemezsiniz, sadece o vitamini vücudunuza alarak yararlanırsınız, tıpkı onun gibi… İnsan bedenindeki hücrelerin hafızaları var ve yedi yıllık süreçlerde hücreler yenileniyor, her yedi yılda bir adeta yeniden doğuyoruz. Ancak zihinde özellikle yenilenmeyen hücreler var ve oradaki bilgileri değiştirmek için farkındalığa ihtiyacımız var.

Öz olmayan davranışlarınızı öğrenip yakaladıkça, “Bu davranışı şu sebepten yaptım, beni öz olmayana çekiyor” diye sık sık fark ettikçe zihniniz de değişmeye başlıyor. Kendinizi tanımaya başladıkça kendinizi sevmeye de başlıyorsunuz. Aile ilişkileriniz, arkadaş ilişkileriniz değişiyor. Gırtlak gırtlağa geleceğiniz insanlarla mutlu ilişkiler kuruyorsunuz.

Örneğin tablonuzda duygusal tanımınız yoksa etrafınızda bir kişi kendini kötü hissettiğinde siz sorunun kendinizden kaynaklandığını düşünebilir, karşınızdaki kişiden çok daha kötü hissedebilirsiniz. Şöyle düşünün; sizin duygusal alanınız boş bir oda gibi. Eşya olmadığı için ses çok yankı yapıyor. Karşınızdaki kişi duygusal tanımlı ise onun odasında eşyalar var. O kişi sizin odanıza girip bağırdığı zaman ses patlama yapıyor ve siz ondan daha kötü hissediyorsunuz. Oysa o duygusal tanımlı olduğu halde sizin kadar etkilenmiyor. Kendinizle ilgili bunu fark ettiğinizde öz olmayan davranışlara girmek yerine “Bu benden kaynaklı değil, ben bir dolaşıp geleyim” deyip ortamdan uzaklaşabiliyor, enerjiyi boşaltıp geri gelebiliyorsunuz. Çok küçük detaylar gibi görünüyor ama hayatınızı tamamen değiştiriyor. Bu bir deney… Denersiniz, işinize yaramıyorsa kenara itebilirsiniz. Ama kenara iteni görmedim çünkü sistem tam nokta atışı yapıyor. Yeter ki siz karar verin ve denemeye gönüllü olun.

SİZ HANGİ TİPSİNİZ?

İnsan Tasarımı sisteminde dört ana tip bulunuyor ve her birey dört tipten biri olarak doğuyor: Jeneratör, manifestör, projektör ve reflektör. Her tipin kendine ait bir stratejisi ve otoritesi oluyor ve bunlara uygun yaşayanlar öz davranışlar sergilemeye başlıyor, hayattan daha çok zevk alıyor, güçlükler karşısında daha kuvvetli oluyor.

1. JENERATÖR

İnsanların yüzde 70’i jeneratör; dünyadaki yaşam enerjisini onlar üretiyor. Tasarımına uygun yaşamayan her jeneratörün öz olmayan teması hüsran… Her jeneratör dünyada hüsran temalarından birinin altında yatan enerjiyi besleyen kişi aslında… Jeneratör tasarımına uygun yaşamadığında dünyaya saldığı enerji herkesi olumsuz etkiliyor. Jeneratörün hayata sorusu ise “Ben kimim?”. Ağzından çıkan her lafın altında kim olduğunun arayışı var. Jeneratörün stratejisi ise hayata cevap vermek için beklemek. Jeneratörün yapmakta en zorlandığı şey de bu çünkü içinde dünyayı besleyen bir enerji var ve beklemek ona zor geliyor, hemen bir şey yapmak istiyor. Ancak beklemediği zaman tasarımına uygun yaşamamış oluyor ve sonunda bitip tükeniyor.

2. PROJEKTÖR

Bugünün ve geleceğin liderleri… Jeneratörlere rehberlik etmek üzere olan projektörün stratejisi davet beklemek. Eğer davet almadan bir şey başlatırsa dışlanan kişi oluyor ve acı hissediyor, “Değerimi bulamadım, niye böyle oluyor” diye sıkıntı içine giriyor. Başkalarının ne yaptığını izleyen ve onları anlamaya çalışan birilerini görürseniz bilin ki onlar Projektör… Çünkü onun hayattaki sorusu “Diğeri kim?”. Ancak bir projektör davet edilerek bir şeyler yaptığında yani tasarımına uygun yaşadığında değeri biliniyor ve başarı hissi duyuyor.

3. MANİFESTÖR

Gezegende “Ben bunu yapacağım” diye bir şey başlatan tek tip… (Eğer otoritesi destekliyorsa…) Varoluş sorusu, “Diğerlerini nasıl etkiliyorum?”. Dikkat etmesi gereken tek şey kararından etkilenecek kişilere kararını haber vermek. O zaman önündeki engeller ortadan kalkıyor ve daha rahat ilerlemeye başlıyor. Aksi takdirde hep dışlanıyor ve o zaman hissedeceği duygu öfke oluyor. Tasarımına uygun yaşadığında hissettiği ise huzur oluyor.

4. REFLEKTÖR

En az bulunan tip… Bir karar vermek için bir ay döngüsü kadar beklemeleri gerekiyor. Sorusu “Onlar kim?” Öz olmayanı yaşadıklarında hayal kırıklığı yaşıyorlar, tasarıma uygun yaşadıklarında ise karşılarına sürprizler çıkıyor.

Human Design Merkezler ve etkilediği konular

İnsan Tasarımı tablosunda baş, zihin, boğaz, G merkezi (benlik), ego, kalp, sakral, dalak (solar pleksus) ve kök merkezleri bulunuyor. Hepsinin fiziksel olarak bağlantılı olduğu organlar var ve öz olmayan şekilde kullandığınız her merkezde o organlar zarar görüyor. Bu nedenle tasarıma uygun yaşamak sağlık açısından da önem taşıyor. Baş: İlham, zihinsel baskı ve endişeler Zihin: Sebepler, kavramlar ve cevaplar Boğaz: İletişim ve cisimlendirme G merkezi: Kimlik, yön ve sevgi arayışı Ego/kalp: İrade ve maddi dünya Sakral: Yaşam enerjisi ve cinsellik Dalak: Sağlık, mutluluk ve değerler Solar pleksus: Duygular, sinirsel merkezler ve duygusal zeka Kök: Vücut, stres ve depresyon

HUMAN DESIGN KANALLAR

Merkezler arasında kanallar bulunuyor, tıpkı kapalı devre bir sistem gibi… Ancak kanallar beyaz ise iki merkez arasında enerji akışı olmadığı anlamına geliyor. Tamamen renkli bir kanal oradaki enerji akışının tıpkı bir otoban gibi yoğun olduğunu gösteriyor. Bir yere kadar renkli olması ise enerjinin ancak bir yere kadar gidebildiğinin göstergesi…

HUMAN DESIGN OTORİTELER

Otoriteler duygusal, sakral, ego/kalp, dalak, benlik ve aya bağlı otorite olarak çeşitleniyor. Örneğin sakral otoritesi olan insanın bedeninden gelen “hı-hı”, “ı-ıh” sesini takip etmesi gerekiyor. Dalak otoritesi olan kişi içgüdüsünü takip etmeli, benlik otoritesi olan ise kendini nerede, nasıl iyi hissediyorsa, nereden fayda sağlayacaksa ona göre hareket etmeli. Ego/kalp otoritesi olan insan ağzından çıkan sözlerin onu nereye götürmek istediğini takip etmeli.

Kendini suçladığı davranışların aslında öz olmayan davranış olduğunu fark eden kişi “o hareketi yapan ben değilmişim” demeye başlayınca kendini affediyor.Kendiyle barışıyor ve rahatlıyor.

Tabloyu hayatımıza uygularsak hangi değişiklikleri yaşayabiliriz?
Siz kendi merkezinize dönünce insanlar da kendi merkezlerine gidiyor. O insanların davranışları artık size batmadığı için patlamalarınız da olmuyor. İnsanlarla daha medeni bir şekilde konuşmaya başlıyorsunuz ve her şey daha rahat işliyor. Bedenimiz en önemli aracımız. O sürekli olarak zamanda ve uzayda ilerlerken bilgi topluyor ve o bilgileri zihinden daha iyi algılıyor ve daha iyi kullanıyor. Bedeni takip etmeye başladığınız zaman hayat daha güzel akmaya başlıyor. Beklemediğimiz gelişmeler, sürprizler başlıyor. Doğru insanlarla karşılaştıracak, doğru aşklar yaşatacak doğru işler yaptıracak bir döngüye giriyorsunuz. Hayatın akışında zorluklar yine oluyor ama o zorluklarla karşılaşınca yere düşseniz bile hemen kalkıp, dizlerinizi silkeleyip yola devam ediyorsunuz. O deneyimi hiç yaşamamanız gerekiyorsa yanından hiç fark etmeden geçiyorsunuz çünkü artık radarınızda değil. Hayatınız kolaylaşmaya başlıyor. Rahatlıyorsunuz ve hayattan zevk almaya başlıyorsunuz.

Kimler yararlanabilir?

7’den 70’e herkes… Bunun yaşla bir ilgisi yok. 70 yaşında bu işe başlayan insanlar var. O kadar darbeler almışlar ki daha fazla sarsılmadan yaşamak istiyorum diyen insanlar var. Çocukları için bu sistemden yararlananlar var. Çocuğunuzun kendi tasarımını nasıl yaşayabileceğine, yeteneklerine dair bilgiler elde ediyorsunuz. Burada görüşmeye çocuk ve aile birlikte katılıyor. Hatta konuyu bilen bazı aileler artık çocuklarının doğum saniyesini bile kaydediyor ki daha derin bilgilere ulaşabilsinler.

Bu sistem gelecekten haber veriyor mu?

Bir insanın başına gelecekleri kimse bilemez. Bazı konularda ihtimaller görünüyor. Örneğin beden tipi 5 çıkan bir insanın belirli aralıklarla check-up’a gitmesi gerektiğini söylüyoruz çünkü bu tip insanların vücudu bir sorun olduğunu son ana kadar göstermiyor. Eğer tablonuzdan elde ettiğiniz strateji ve otorite bilgilerini hayatınıza entegre edebilirseniz bu ihtimalleri de ortadan kaldırmış oluyorsunuz.

HUMAN DESIGN SİSTEMİN ORTAYA ÇIKIŞ ÖYKÜSÜ

Sistemin kurucusu Robert Allan Krakower, 1983 yılında ailesine, yayıncı ve medya üreticisi olduğu işine, yani hiç kimseye haber vermeden Montreal’den ayrılıyor ve İbiza Adası’na yerleşiyor. O her şeyden elini eteğini çekmiş bir hayat sürerken ailesi yedi yıl sonra kendisini ölü ilan ediyor. Yıllarca İbiza’da yalnız bir yaşam sürüyor ve 1987 yılında bir akşam evine dönerken yaşadığı kulübenin içinde bir ışık olduğunu fark ediyor. İçeri girdiğinde “Bunu öğreneceksin, çalışmaya hazır mısın?” deniliyor ve sekiz gün boyunca kendisine Human Design bilgisi indiğini söylüyor.

Krakower, önce delirdiğini düşünüyor, zamanla bu bilgileri yavaş yavaş insanlarla paylaşmaya başlıyor. Bu süreçte ortaya çıkardığı tablolarla insanların hayatının birebir örtüştüğünü görüyor. O yıllarda bilimin henüz kabul etmediği ve nötrino denilen partikülün kütlesi olduğu tezini öne sürüyor. Hatta ispatlanana kadar “şarlatan şapkası” adını verdiği bir şapka ile dolaşıyor. Ne zaman ki bilim dünyası “nötrino”nun bir kütlesi olduğunu kabul ediyor, o zaman, “Artık şapkamı çıkarabilirim çünkü ben bilimden bahsediyorum” diyor. İnsan Tasarımı sistemi, insan bedeninin doğumdan 88 gün öncesinde nötrinolardan tasarımını sabitleyen ilk tanımı aldığını ve nötrinolardan gelen bilgi akışının hayat boyu devam ettiğini, bu nedenle de bedenin doğru yolu zihinden daha iyi bildiğini savunuyor.

HUMAN DESIGN BİR JENERATÖRE TAVSİYELER

İnsanların yüzde 70’i jeneratör olduğu için, bir jeneratör örneği vermeyi tercih ediyorum. Bir jeneratör için strateji “Hayata cevap vermek için beklemek”. Algısı o kadar açık ki her gelen içeri girebiliyor ve jeneratör olan kişi kendiliğinden bir şey başlattığında darbe yiyor. Ancak çevresinden gelen bir şeye cevaben hareket ettiğinde özüne uygun yaşıyor. Örneğin bir kişi “Bunu yapmak istiyor musun?” diye sorduğunda jeneratörün bedeni “hı-hı” diyorsa kalkıp yapması gerekiyor çünkü bedenin verdiği enerji, o işi sonuna kadar götürmesini sağlıyor.

Ancak bedeninin “ı-ıh” dediği bir işi yaptığında ise jeneratör zarar görüyor çünkü enerjisi olmadan işe başlıyor ve sonunu getiremiyor. Bunun sonucunda da stres, gerginlik ve insanlarla çatışma geliyor. Yani bir jeneratörün zihni devreye katmadan, bedeninden yükselen cevabı dinlemesi gerekiyor. Bir arkadaşınız size “Bugün tiyatroya gidelim mi?” dediği anda zihin devreye girmeden içten “hı hı” sesi geliyorsa bilin ki beden, “Gidebilirsin, hatta gitsen iyi olur, ben sana bu enerjiyi veriyorum” diyor.

Ancak biz uzun yıllar boyunca zihnimizi takip etmeye alışkın olduğumuz için bu iç sesi duymakta başlarda zorlanabiliyoruz. Oysa bedenimiz nötrino yağmurunun altında ve evrenden sürekli bilgi alıyor. Doğru yönde nasıl ilerleyeceğimizi sadece bedenimiz biliyor. Bedenin bu gücü dört tip için de geçerli. Tiyatro örneğinde zihin devreye girip, “Tiyatroya gidersen şu olabilir, karşına şu kişi çıkarsa sorun yaşarsın” diye sürekli konuşabiliyor. Ama bedeninizin ilk olumlu tepkisini dinleyip o tiyatroya giderseniz orada hayatınızın aşkı ile karşılaşabilirsiniz, çok ciddi bir iş teklifi alabilirsiniz ya da hiçbir şey olmasa bile çok güzel zaman geçirip rahatlayabilirsiniz.

HUMAN DESIGN BEDENİ NASIL DUYACAĞIZ?

Bedenin sesini dinleyebilmek ise öz olmayan davranışlarımızın ne olduğunu bilerek başlıyor. “Ne olmadığınızı bilirseniz ne olduğunuz zaten ortaya çıkıyor o yığının içinde. Öz olmayan davranışlarınıza yoğunlaşınca, onları her gözlemlediğinizde ‘Bu durum bu sebeple oluyor’u yakaladığınızda soğan kabuğu soyar gibi soyuyorsunuz ve öz olmayan davranışınızın nedenini yakalıyorsunuz. Onu yakaladıkça bedeninizi takip etmeye başlıyorsunuz” Strateji ve otoriteyi karar vermek için kullanmamız gerekiyor. “Hayatımızdaki her adım zaten birer karar. Yemek yemek, evden çıkmak, seçtiğimiz arkadaş, eş, hepsi kararlarımızın sonucu… Stratejinize ve otoritenize uygun karar almadığınızda sürekli problemlerle boğuşuyorsunuz. Sevgilinizle, arkadaşlarınızla sorun yaşıyorsunuz, bir yere gidiyorsunuz içiniz daralıyor, niye gittim ki diyorsunuz. Bunlar birike birike sizi zorluyor.”

HUMAN DESIGN ŞİRKETLERİN KADERİNİ DEĞİŞTİREBİLİYOR

İnsan Tasarımı sistemi iş hayatında da kullanılabiliyor. Bu sistemde bireylerin kendi hayatlarında kullanacakları kullanım kılavuzunun yanı sıra hayatları boyu birbirleri ile olan iletişimlerinin ne olacağına yönelik analizler de yapılıyor. Bu analizler sisteme göre toplumsal birimlerden en küçüğü olan üç-beş kişilik gruplardan oluşan Penta’ların ve üç Penta’nın birleşimi olan WA’nın incelenmesi ile gerçekleştiriliyor. Penta’nın yapısında idari işler, halkla ilişkiler, yönetim, planlama, uygulama, muhasebe güvenilirlik, vizyon, koordinasyon, kültür, kapasite ve adanmışlık bölümleri bulunuyor ve tüm bu kısımlarda aktivasyon olması gerekiyor. Bir şirkette bu bölümlerde aktivasyon olup olmadığı çalışan personelin doğum tarihi ve saati bilgilerine göre çıkarılan İnsan Tasarımı ile ortaya çıkıyor. “Bir şirkette çalışan insanlar birbirlerinin aurası içine giriyor ve enerji akımı başlıyor.

İnsan Tasarımı’na göre her insan ortamdaki enerjiyi destekleyecek enerjiyi sunmak üzere seçiliyor. Beşer kişilik ekiplerde hiçbir alanda boşluk olmadan kurgulanıyor. Örneğin o şirketin güvenilirlik alanında aktivasyon yoksa müşteri gelmiyor ya da gelen kaçıyor. O zaman nasıl bir insan daha yerleştirilirse Penta’nın tamamlanabileceği ortaya çıkarılıyor. Uygun kişi yerleştirildiğinde şirketin işleri değişiveriyor. Buna örnek olarak hocamızın anlattığı güzel bir hikaye vardır. ABD’de güzellik merkezi açan iki kadın uzun süre müşteri çekemeyince bu çalışmayı yaptırıyorlar ve görülen boşluğu doldurmak üzere işe bir kişi daha alınıyor. Sadece temizlik ve çay kahve servisi işlerine bakan bu kişinin varlığı merkezdeki müşteri trafiğini hemen artırıyor. Büyük şirketlerde ise Penta kurgusu tamamlansa dahi enerji alanını değiştirmek daha zor olduğu için değişim iki yıl kadar sürebiliyor.”

TASARIMINIZI ÖĞRENMEK İÇİN İLETİŞİME GEÇİN..

Ruhsal gelişim kategorisine buradan ulaşabilirsiniz..

YAZAN: MUTLU ERERİŞ

Bir Cevap Yazın