-Kukla-

İpleri, elinize veriyorum diye!
Beni kontrol ediyorsunuz.
Size güveniyorum, sanıyorsunuz.
Mükemmel bir idareci,
sadece beni yönetmez! Öyle değil mi?
İpleri başkasına vermez!

Peki bunun yerine,
bu kuklanın hafızasını silebilir misiniz?
Yaşadığı en güzel anları, anıları, yok edebilir misiniz?
Hayallerine dokunabilir misiniz?
Fikirlerini değiştirebilir misiniz?

Peki siz bunu yaptığınızda,
size onu silme diyebilir miyim?
Bir tek bu an kalsın, isteyebilir miyim?
Acaba yaratıcınıza her gün, böyle mi dua ediyorsunuz?
Kukla mısınız siz?
Kukla mı oynatıyorsunuz?
Kuklalar mı yaratıyorsunuz?
Teslim mi oluyorsunuz?
Yoksa tutuklu musunuz?
Esir mi düştünüz?
Yahu bir ada da, mahsur mu kaldınız?
Peki ya tüm bu iplerin ucunda, Tanrı mı var?

Çok merak ediyorum!
Kukla oynatanlar, Tanrı mı?

Benimle ilgili ne hatırlıyor insanlık?
Neleri unutmuş, tam da şu an?
Önemsiz, bir kum tanesi miyim?
Yoksa, meşe büyüklüğünde bir can mı?
Sadece şuna cevap verin bari!
Daha ne kadar zamanım var?

-Kukla-

İplerim yok ki benim!
Hiç kimse kontrolüm altında değil.
Güven duymaya ihtiyacım yok.
Ben kimseyi idare etmem.
Sadece beni yönetin isterim.
İplerimin ucundan tutmaya çalışsanıza!
Sizi bir yere götüreceğim!

Peki bunun yerine,
bu kuklanın hafızasını silebilir misiniz?
Yaşadığı en güzel anları, anıları yok edebilir misiniz?
Hayallerime dokunabilir misiniz?
Fikirlerimi değiştirebilir misiniz?

Peki siz bunu yaptığınızda,
size ona dokunma diyebilir miyim?
Bir tek ona dokunma, o aynen kalsın diyebilir miyim?
Acaba yaratıcıma her gün, böyle dua eder miyim?
Kukla mıyım ben?
Kukla mı oynatıyorum?
Kuklalar mı yaratıyorum?
Teslim mi oluyorum?
Yoksa tutuklu muyum?
Esir mi düştüm?
Yahu bir ada da mahsur mu kaldım?
Peki ya, tüm bu iplerin ucunda Tanrı mı var?

Çok merak ediyorum.
Tanrı, kuklalar yaratır mı?

Benimle ilgili ne hatırlıyor ki insanlık?
Neleri unutmuşum tam şu an?
Önemsiz bir kum tanesi gibi,
meşe büyüklüğünde ki canımı mı?
Sadece şuna cevap verin bari!
Benim ne kadar zamanım var?

Mutlu Ereriş
Şiir

20 YORUMLAR

  1. Serius est quam cogitas yazar Antik Roma’nın güneş saatlerinde, bazılarında da vulnerant omnes ultima necat… Zaman üzerine söylenebilecek her şey aslında bu iki küçük cümlenin içine sığdırılmıştır. Ki her ikisini de unutmamak üzere vücuduma kazıttım. O zaman, ne kadar kaldığının bir önemi olup olmadığını düşünüyor insan. Lakin var, biliyorum önemi var. Nereden mi biliyorum, her sabah uyandığımda bir şeye az kaldığını hissediyorum ve o şeye ulaşmak için çırpınıyorum.

      • Dumanî çırpınmaz, salar kendini, yol onu götürür. Dinlediğim bir rivayete göre Aristo’nun öğrencisi gece yarısı Aristo’ya ilaç bulmak için o zamanın eczacılarından birine gitmek üzere yola çıkar. Vakit geç olduğundan devriye gezen nöbetçi askerler öğrenciyi çevirir ve nereye gittiğini sorarlar “bilmiyorum” der öğrenci; tekrar tekrar sordukları soruya her seferinde bilmiyorum yanıtını alan askerler öfkelenir ve öğrenciyi zindana atarlar. Askerler “burada kalınca nereye gittiğini belki söylersin” diye alay edince çocuk çözülür ve der ki hocama ilaç almak için evden çıktım lakin şimdi zindandayım, demek ki nereye gideceğimi gerçekten bilmiyormuşum… Diyeceğim o ki, hep biz gittiğimizi sanırız, oysa çoğu zaman yol bizi götürür.

  2. En büyük gölgeler sabah saatlerinde ve akşam hava kararmadan hemen önce oluşurmuş. Belki de sabah ile akşam arası kadardır kısa bir zaman diliminde upuzun bir zaman. Ellerine sağlık. 🙂

Bir Cevap Yazın