Bir Çift Tek Aşk 2 – Kadın

Geceleri uyanıp güneşin doğmasına yardım etmeye başladığımdan beri uykuyla hiç aram yok. Bu alaca karanlık, yer çekimsiz uzay boşluğundan farksız. Yüzüme bakıp aldanmayın ama bir sürü sorumluluğum var benim. Bu yüzden sabah olana kadar rüya görmek istiyorum. Bir şey diyeceğim. Ben yaşadığım yeri koklayarak bulabiliyorum. Gözlerim kapalıyken yani. Burnum tıkalı bile olsa, herhangi bir yere dokunmadan, bir şeylerin tadına bakmadan, buraya geri dönebiliyorum. Pek uzaklaşamıyorum sanırım.

Çok duygusal olduğumu söylüyorlar sadece, güzel kokuyorsa öyleyimdir diyorum!

Bu gece yıldızlar bir şeyler dileniyor. Fısıltılarını bazen duyabiliyorum. Küçük köpek, galaksiye durmadan havlıyor. Büyük ayı, saman yolunda somon peşinde! Gezegenler nehrin sonunda nöbet tutuyor. Gökyüzü çok ama çok dehşet verici yine!

Güneşin doğması için hayal kurmayı bırakmam çok önemli benim. Çünkü gerçeğe uyanmak büyük bir fantezi sonuçta. Lakin gün birazdan başlayacak ve ben erkenden yola çıkmak istiyorum. Sizi temin ederim. “Güneş doğarken ışıkları kapatan, sadece biz insanlar değiliz.” Aslında geceyle ilgili tüm fikrim bu!

Ağzımı suyla çalkalayıp yüzümü ıslattıktan sonra dişlerimi fırçalayacağım. Ve bunu günde üç kez yapıyorum. Bazen sırasını değiştirmek bile iyi geliyor. Dişimi fırçalayıp ağzımı suyla çal-kalıyorum. Yüzüm kupkuru kalıyor.

Neyse. Sabahları çekilmez oluyorum! Söylemiş miydim?

-Bir Çift Tek Aşk 2-

İki katlı bir binanın, ilk katında yaşıyorum. Komşumu pek tanımam. O benden sonra geldi ve beni hiç ziyaret etmedi. Bir yerde duymuştum, kat sayısı arttıkça daha çok “insan tanımaz” hale geliyormuşuz. Eee minimalim zaten ben! Aman ne gerek var canım. “Yalnızlık insanı hep kasıklarından yakalıyor” nasıl olsa.

Küçük bir balkonum var benim. Önünde kocaman bir ağaç olduğu için, ağaç evde yaşıyor sayılırım. Ne demiştim. Hayal kurmayı bırakmam çok önemli!

Genelde evden dışarıya çıktığımda, özgür hissetmek için denize çok yaklaşıyorum. Bu davranış, intihar etmek hatta boğulmak gibi! Düşünsenize özgür olmak için, boyunuzdan büyük işlere kalkıyorsunuz! Hayatınızın bir parçası bu işte “ölüm” yaşamın bir parçası! Deniz çok derin yahu. Boyumuzdan büyük! Ha, bir de okyanus var. Omygod!

Genelde nereye gittiğimi bilmem, sadece denizi hatırlarım. Zihnim yoğun olduğundan, hep sahilden giderim. Dışarıdan nasıl göründüğüm değil, içimde neler olduğudur mesele. Böyle başlamıştı günüm. Pencereden dışarı bakıp neden böyleyim diye soran kız kuruları gibi hissediyordum! Kendimi çoktan kaybetmiştim ama hala arıyordum.

İlk karşılaşmamız böyle oldu işte. Çiğdem kabuklarını takip ederek yürüdüğüm yolda, en sevdiğim gölgenin dibine uzanmıştı. Ağaç evin tadını çıkartıyordu. O gidene kadar, biraz ileride ki banka oturup dinlenmeye karar verdim. Yalnızlık, yok olmak ve anlamsızlık sorunlarım bekleyebilirdi.

Genelde yaşam alanımı işaretler ve bölgenin dışına pek çıkmazdım. Sırtımı yasladığım ağacı, kendine minder yapmıştı. Sürekli izlediğim deniz, sanki televizyonu olmuştu. Bu adamla ortak yanımız ne olabilirdi? Çok kahverengi görünüyordu, çikolatanın tonları gibi.. Bu oldukça merak uyandırıcıydı.

Gri giyinmişti. Şeffaf bir imaj çiziyordu, sanki. Hüzünlü girdaplar gibi çekici, neşeli ırmaklar gibi canlıydı. Güneşte sırıtan erkeklerle pek ilgilenmezdim. Lakin bu farklıydı. Gizemli bir parlaklık omuzlarında geziyordu, sanki.

Ona sırtımı dönmeye çalıştım, dürtükleyip durdu beni. Heyecan sahilde güneşlenirken başınıza gelecek şey değil.

Heyecan yalnızlık, yok olmak ve anlamsızlık, sorunlarını unutturan şeydir!

O kadar dalmışım ki, avucuma düşen ateşi bile unuttum!

Mutlu Ereriş
Edebiyat

3000+ ABONE ARASINA KATIL

Abonelik işleminiz tamamlandı.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

E-posta adresiniz kimseyle paylaşılmayacak.

10 COMMENTS

Bir Cevap Yazın